Dua İbadetin Ta Kendisidir Hadisinin Tahlili

İstiğase/Yardım İstemek Bir Çeşit Düâdır. Allah’dan Başkasına Düâ Etmek de Bir Şirktir.
---------------------------------------------
İddiâ: İstiğase/meded ve yardım isteme bir tür duâdır. Hadîsde ise الدُّعَاءُ هُوَ الْعِبَادَةُ/duâ ibâdetin ta kendisidir buyruluyor. Bir Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem veya bir velî ile istiğase eden, o istiğase ile ona sadece ibâdet etmektedir. Çünkü, mâdem ki ibâdet sadece Allah celle celâlühû’ya olur ve ondan başkasına ibâdet etmek şirk olur, Allah celle celâlühû’dan başkası ile istiğase eden de müşrik olur.
---------------------------------------------
Duâ İbâdetin Tâ Kendisidir Hadîsinin Tahlîli
---------------------------------------------
Cevâb: Şu iddiâ iddia sahiblerinin ya câhilliklerinden veya ahmaklıklarından veya hainliklerinden veyahud da bunların hepsinden kaynaklanmaktadır.

Çünkü, eğer, duâ ibâdetin tâ kendisidir hadîsini tahlîl edecek olursak, 

Bir: Hadîsteki َ;هُو=/َ(hüve) zamiri, zamir-i fasl’dır ki bu, yalnızca Müsned'i Müsnedün ileyh üzerine kasretmeyi ifâde eder. Ya'ni, “ibâdettir” Müsned’i (isnâd edilen, dayandırılan hükmü) “duâ” Müsnedün İleyh’ine (kendisine hüküm isnâd edilen, dayandırılana) kasredilir/onunla sınırlandırılır.

İki: Haberin ma’rife getirilmesi de aynı hükmü ifâde eder. El-Miftah sâhibi Sekkâkî böyle söylemiştir. Âlimlerin çoğunluğu da bu görüştedir.

yani, bu takdîrde ma'nâ, ibâdet duâdan ibârettir, başka bir şey değildir, demek olur. Meselâ
;اَللهُ هُوَ الرَّزَاقُ=/”Allahu Hüve’r-Rezzâku” sözümüz, Rezzâk olan Allah celle celâ lühû’dur, başkası değildir, demek olur. 

Buna göre 

;الدُّعَاءُ هُوَ الْعِبَادَةُ=/”ed-duâu hüve’l-ibâdetü” hadîsi ibâ-detin duâdan ibâret olduğunu gösteriyor (yani duânın bir türüdür.) Böylece hadîsten kastedilen İbâdet duâdan başka bir şey olmadığı demek olur ki, bundan, ibâdetin duâ ile sınırlı olduğu anlaşılır; ama, her duânın ibâdet olduğu anlaşılmaz. Daha açığı, her ibâdet duâdan başka birşey değildir, ama, her duâ da ibâdet demek değildir.

Bu nokta anlaşıldıysa,

Üç: istiğase duâ demektir diyenler için hadîsde (Mü’minleri şirkle suçlamak için) hiçbir delîl yoktur. Zîrâ, istiğâse’nin bir çeşit duâ/çağırma olması takdîrinde ibâdet olması gerekmez. Nitekim açık olan da budur. Çünki duâ/çağırma bazen ibâdet olmayabilir.

Dört: Nitekim İmâm Süyûtî Mu’terekü’l-Akrânında,[10] duâ’nın, ibâdet,[11] yardım istemek,[12] süâl (istemek),[13] söz,[14] nidâ (seslenme)[15] ve isimlendirmek, ismiyle çağırma[16] ma'nâ-larına geldiğini âyetlerle îzâh ediyor:
(Bir İbâdet “Allahın dışında sana fayda ve zarar vermeyecek şeylere duâ/ibâdet etme.”[17]

(İki /İstiâne/yardım İstemek. ;اُدْعُوا=/ud’û[18] “Şâhidlerinizi (yardıma) çağırın.”

Herhâlde Allah Teâlâ şâhidle-rinize ibâdet edin demiyordur. Allah akıl versin.

(Üç Suâl/istek.

;اُدْعُونِي=/Ud’ûnî) “Benden isteyin, size icâbet edeyim.”[19]

;أَسْتَجِبْ لَكُمْ=/Estecib lekü/Ka bûl edeyim ifâdesinden anlaşılan tekâbul karînesiyle anlaşılıyor ki, ud'ûnî lafzı benden isteyin demektir.

(Dört Kavl/söz.

;دَعْوٰيهُمْ=/Da’vâhum/“Oradaki duâları /sözleri, ‘Allahım seni tesbîh ederiz’dir”[20]

(Beş Nidâ/seslenme. 

;يَدْعُوكُمْ=/yed’ûküm/ “(Allah’ın) size sesleneceği günde..”[21]

Her hâlde, -hâşâ- Allah’ın size ibâdet edeceği günde.. demiyordur.. Allah ilim ve idrâk versin…
(Altı Tesmiye/isimlendirme /ismiyle çağırmak.

;دُعَاءَالرَّسُولِ=/Düâe'r-Resûli/“Ara nızda Resûl’e, duâyı/hitâbda bulunmayı/O’nu ismiyle çağırmayı, bibirinize yaptığınız hitâb gibi yapmayın.”[22]

Her hâlde, Allah, Resûl’e yaptığınız ibâdeti, kiminizin kiminize olan ibâdeti gibi yapmayın dememiştir. Allah îmân ve hidâyet versin…

Ebû’l-Bekâ da Külliyyât’ın-da[23] benzer şeyleri söylüyor: Râğıb El-İsfehâni, el-Müfredat’ın-da[24] duânın, nidâ (çağırma), isimlendirme, isteme, birşeye yönelmeye teşvik, rıf’at, tenvîh ve taleb ma'nâlarına geldiğini söylüyor.

Keşşaf sâhibi Zemahşerî’nin kanaatine göre, haberin ma'rife olması Müsned’in (burada ibâdetin) Müsnedün ileyh'e (burada da duâya) kasrını ifâde ettiği gibi bazen de Müsnedün ileyhin Müsned'e kasrını ifâde eder.

(Buna göre),

Eğer bu hadîste Müsnedün ileyhi (ibâdeti) Müsned'e (duâya) kasr edersek (onunla sınırlı tutarsak), bunların istiğase ibâdettir zırva hükümlerine bu hadîsi delîl gösterebilmeleri için ;الدُّعاَءُ=/ed-duâu lafzındaki ;ال=/elif lâm’ın cins[25] veya istiğrak (bütün duâları içine alacak duâ) ma'nâsında olması lâzım gelir. Hâlbuki, buradaki ;ال=/elif lâm cins veya istiğrak ma'nâsında değildir. Bunun böyle olduğunun bürhânlarının birincisi de imâmların getirdiği yukarıdaki âyetlerdir.

Ayrıca, bir aklî burhan daha vardır ki, o da şudur: Şâyet buradaki ;ال=/elif lâmın cins veya istiğrak ma'nâsı ifâde ettiğini söylersek, yani her bir duâ ibâdettir dersek, Ey Falancı bana şunu ver sözü de bir duâ/çağırma ihtiva ettiğinden ibâdet, dolayısıyla da şirk olacaktı. Eğer, ey falancı bana şunu ver’deki çağırmayı (duâyı) ibâdetin dışında bırakıyorlarsa, bu ;ال=/elif lâm'in cins veya istiğrak ma'nâsında olmadığını söylüyorlar ki, bu takdirde, hadîste onlar için bir delîl kalmıyor.

Şu hâlde hadîsteki ;ال=/elif lâm ahd/bilinirlik, belirlilik ma'nâ-sı içindir. Yani bilinen belli bir duâ/çağırma, ibâdettir. Böylece, hadîste anlatılan duâ, bilinen belli bir duâ olmuş oluyor ki, o da, Allah celle celâluhû’ya yapılan duâdır. Yani, Allah celle celâluhû’ya (veya ilâhlık pâyesi verilenlere) yapılan duâ ibâdet-lerin en büyüklerindendir demek olur. Bu Hacc, Arafat(ta vakfe yapmak)dır hadîsi gibidir. Yani, vakfe hacda en büyük rükündür demeye benzer. Hadîste geçen (ve ibâdet olduğu söylenen) duâ’nın, her duâ değil de Allah celle celâluhû’ya yapılan duâ olduğunu birçok luğatçı da tahkik etmişlerdir.

İbnü Rüşd ve el-Karâfî Şerhu’t-Tenkîh’te açıkca şöyle söylemişlerdir:

Suâl, talebin kısımlarındandır. Bu, aşağıdakinin yukarıdakinden istemesidir. Bu suâl (istek), Allah celle celâluhû’dan olunca, duâ diye isimlendirilir. Allah celle celâlühû’dan başkasından olan isteklere duâ denmez.[26] Allah celle celâlühû’dan başkasından yapılan isteklere mücerred (başlıbaşına sırf) duâ denmezse bu talebe (isteğe) ibâdet hiç denmez.[27]
---------------------------------------------

Şevkânî Tevessül Hakkında Ne Diyor?
-------------------------------------------
Yukarıda geçen ve benzeri âyetlerle, tevessül sünnetini kabûl edip, onunla amel eden mü'minlere müşriklik gibi en ağır itham, en adi ve düşük hakaretlerle salya sümük saldıran kendini bilmeyen câhil geri zekalılara, bakınız, İmâmları, Allâme Şevkânî, nasıl cevâb veriyor?

Şevkânî şöyle diyor: İlim ve fazîlet sâhibi kimselerle Allah celle celâlühû’ya tevessül etmek, gerçekte onların sâlih amelleriyle ve üstün meziyetleriyle bir tevessül ediştir. Zîrâ, bir kimse ancak amelleriyle fazîletli olur. Kişi, Ey Allah’ım!.. Falanca âlimle sana tevessül ediyorum, dediğinde bu (tevessül ediş) o âlimde bulunan ilim (ve amel) gözetilerek yapılmıştır... Nebîler aleyhimüsselâm ve sâlihlerle tevessül etmeyi câiz görmeyenlerin delîl getirdikleri, ...Allahdan başka ilâh edinenler, biz bunlara, bizi iyice Allah‘a yaklaştırsınlar diye ibâdet ediyoruz, derler,[28] ..Artık Allah ile beraber hiçbir kimseye ibâdet etmeyiniz[29] ve Hak duâ(ibâdet) ancak Allah Teâlâ’ya lâyıktır. Allah’dan başkasına duâ(ibâdet) edenlerin hiç bir duâsı(ibâdeti) kabül edilmez.[30] gibi âyetler (burada yerinde) gelmemiştir. Hattâ bu tartışılan mes’eleye onunla ilgisi olmayan yabancı bir şeyle delîl ileri sürmekdir.

Biz onlara sâdece bizi Allah’a iyice yaklaştırsınlar diye ibâdet ediyoruz sözleri, bunun için onlara ibâdet ettiklerini açıkça ifâde etmektedir. Âlim ile tevessül eden, ona ibâdet etmemiştir. Aksine onun, ilmi taşıması ile Allah celle celâlühû’nun katında bir meziyetinin olduğunu bilmiş, bundan dolayı onunla tevessül etmiştir. Allah’la beraber hiçbir kimseye ibâdet etme âyeti de böyledir. Zîrâ bu söz, Allah celle celâlühû ile beraber, ondan başkasına ibâdet edilmesini, yasaklamıştır. Allah’ın hakkı ile ve falancanın hakkıyla demesi gibi. Hâlbuki, meselâ bir âlimle tevessül eden, sadece Allah celle celâluhû’ya duâ (ibâdet) etmiştir. O kişi tarafından Allah’a yapılan tevessül, kullarından birisinin işlediği sâlih ameliyledir. Mağarada önlerini kayanın kapattığı üç kişinin sâlih amelleriyle tevessül ettıği gibi.
Hak duâ (ibâdet) ancak Allah teâlâ’ya lâyıktır. Allahdan başkasına duâ (ibâdet) edenlerin hiç bir duâsı/ibâdeti kabûl edilmez[31] de böyledir. Şu müşrikler onlara cevâb veremeyecek olanlara (istediklerini yerine getiremeyecek kimselere) duâ ettiler, onlara cevâb verecek olan onların Rabbına duâ etmektedir. Meselâ, âlimle tevessül eden sadece Allah celle celâluhû’ya duâ etti, ondan başkasına duâ etmedi ve onunla beraber ondan başkasına da duâ etmedi/seslenip ibâdet etmedi. Sen bunu (îzâhlarımı) anlayıp bildiysen, tevessülü yasaklayanların, getirecekleri tartışma noktasının anlattıklarımıza ilâve olacak derecede dışındaki delîlleri savmak (nasıl olur) sana gizli kalmadı (artık). Sana ne bildirdi din gününün ne olduğunu, sonra sana ne bildirdi din gününün ne olduğunu, o gün hiç kimse hiçbir kimse için hiçbir şeye malik olamayacak. O günde emir (iş) Allah’a aid(olacak)dır.[32] âyetleri-ni delîl olarak ileri sürmeleri de bunun gibidir. Zîrâ âyetler sadece şunu gösteriyor:

Din/Kıyâmet gününde, emir/iş elinde bulunacak olan Allah celle celâluhû’dur. Ondan başkasının elinde hiçbir iş yoktur (artık). Nebîlerden bir Nebî aleyhisselâm ve âlimlerden bir âlim ile tevessül eden, Din gününde[33] hiçbir kimsenin Allah celle celâluhu ile hiçbir işte ortaklığının olduğuna inanmaz. İster Nebî olsun, ister nebî olmasın. Kim kullardan birisi için bu (ortaklık) inanc(ın)a sâhibse, o açık bir sapıklık içindedir.

Sen(in elin)de hiç bir işten hiç bir şey yoktur ve, De ki, kendim için ne bir faydaya ne de bir zarara mâlik değilim âyetlerini tevessül yasaklığına delîl getirmek de böyledir. Zîrâ bu iki âyet, Allah celle celâluhû’nun işinden Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in elinde hiçbir şey olmadığını, O’nun kendisi için ne bir menfaat te'mîn etmeye ne de kendinden zarar savmaya mâlik olmadığını, başkası için buna nasıl malik olabileceğini (yani olamayacağını) açıkça ifâde etmektedir. Bu iki âyette, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, veya onun dışındaki Nebîlerden, velî-lerden veya âlimlerden bir başka kişi ile tevessül etmenin yasaklığı yoktur. Allah celle celâluhû, Resû-lullah sallallâhu aleyhi ve sel-lem’e, Makam-ı Mahmûd’u, yani, en büyük şefâat makâmını verdi ve mahlûkâtı bunu istemeye ve O’ndan taleb etmeye irşâd etti ve O’na dedi ki, iste ki, sana verilsin, şefâat et ki, şefâatın kabûl edilsin. Bu, Allah celle celâlu-hû’nun aziz Kitâbında, şefâat ancak onun izniyle olur, Şefâat ancak Allah celle celâluhû’nun (şefâat etmesine) râzı olduğu kimsede olur, şeklinde söylenmiştir.

Allah celle celâluhû’nun En yakın akrabanı inzâr et/korkut âyeti indiğinde, Resûlüllah sallal-lâhu aleyhi ve sellem: Ey falancı oğlu falancı!.. Ben Allah celle celâlühû’dan, senin için hiçbir şeye mâlik olamam (O’nun azabından hiçbir şeyi senden def’ edemem), ey falancı kızı falancı, ben senin için Allah celle celâluhû’dan hiçbir şeye mâlik olamam sözünü tevessülün câiz olmadığına delîl getirmek de aynı böyledir. Zîrâ, bu sözde, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in, Allah celle celâlühû’nun zarar vermeyi dilediğine fayda veremeyeceğini, Allah celle celâlü-hû’nun fayda vermeyi murâd ettiğine de bir zarar veremeyeceği ve Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in başkaları şöyle dursun akrabalarından hiçbir kimse için hiçbir şeye malik olamayacağının açıkça ifâde edilmesinden başka bir ma'nâ yoktur. Bu her mü'min için bilinen birşeydir. Bu sözde onunla (ve başkalarıyla) Allah celle celâlü-hû’ya tevessül edilmeyeceği ma'nâsı yoktur. Zîrâ tevessül, bir şeyi, emir ve yasak elinde olandan istemenin tâ kendisidir. İstek sâhibi, verip vermemek (yetkisi) tek kendisinde bulunan Din gününün sâhibinin (Allah’ın, isteğini) kabûl etmesi için gerekli olan sebebi, isteğinden önce getirmeyi istemiştir (ve tevessül etmiştir o kadar).[34]

 

[28] Zümer: 3
[29] Cin: 18
[30] Ra'd: 15
[31] Ra'd:15
[32] İnfitâr:17-18-19
[33] Hattâ dünyada, sadece din gününde değil. Buradaki ifade bunun böyle olduğunun, dünyada her ne kadar çok kimselerce bilinip kabul edilmese bile Âhiret'te herkesçe kabul edileceğini de anlatıyor.
[34] [Allâme Şevkanî, ed-Dürrü’n-Nadîd], Seyyid Alevî Maliki, Mefâhim 138-139-140’dan hulasa olarak. Sonra, burayı, Ed-Dürru’n-Nadîd’in kendisinde okuduk: (Er-Resâilü’s-Selefiyye: 147-150)

Bookmaker betfair Bonus review by ArtBetting.co.uk

Bookmaker bet365 review by ArtBetting.co.uk

Germany bookmaker b.artbetting.de review by ArtBetting.de

Bookmaker Greece BET365 review by ArtBetting.gr

Back to top