Evliyânın Mü’minlere Yardımı Olur mu ?

Evliyânın Mü’minlere Yardımı Olur mu?

---------------------------------------------

Şeyh Efendi: Abdülkâdir Geylânî Hazretleri bir şiirlerinde buyururlar ki:

"Mürîdim ister doğuda olsun ister batıda

Hangi yerde olsa da yetişirim imdâda"

İddiâ: Bu, Kur'ân-ı Kerim'in çok sayıda âyetine açıkça aykırıdır.

"Darda kalmış kişi düâ ettiği zaman onun yardımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzünün hakimleri yapıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var?" (Neml 27/62) (27)

Cevâb: Şu âyeti dahî bâtılınıza âlet etmekle bir kez daha Allah celle celâlühû’ya iftirâ etmişsiniz.

Bu beyt, nihâyet kerâmet yoluyla yapılan bir işten haber vermektedir. Velîlerden sudûr edecek kerâmet, yani olağan üstü iş, Ehl-i Sünnet mü'minlerce hak olduğuna göre, mes'ele kalmaz. Aklını putlaştırmış cüce beyinlilerin Kerâmet’e (yani velî’nin bağlı olduğu nebînin mu'cizesine) karşı çıkmaları mühim değildir. Abdu’l-Kadir-i Geylânî, İbnü Teymiy-ye'nin de el-Furkân'ında dediği gibi Şerîat meşâyihındandır. Kerâmeti mütevâtirdir. O, bazen, Allah'ın izni ve yardımıyla, doğuda ve batıda mürîdlerine yardımcı olabileceğini, Allah'ın kendisine lutfettiği nimetlerden olduğunu anlatma kabilinden, söylemişse ne olmuş? Bunun Kur'ân'la çelişmediğini, Kurân’a îmân edip kerâmetle alâkalı âyetleri ve husûsan Neml sûresi kırkıncı âyeti de tasdîk edenler anlar, teslîm ve itiraf ederler. (Yanında kitâbtan bir ilim olan (Sıddik), onu (Yemen’deki Belkıs'ın tahtını) sen gözünü kırpmadan sana (Şam'a) getiririm, dedi.)[33]

Onca uzaklıktaki tahtı, fizik kanunlarını alt üstederek, göz kırpmadan Süleyman aleyhis-selâm'a getirebileceğini söyleyen Sıddîk ve velî Asef'ten söz ediliyor...

 Mü'minler, bu sözün hadîsle de çelişmediğini bilir ve buna inanırlar. Zîrâ, hadîsde şöyle buyruldu: (Allah bana yeryüzünü dürdü bir araya topladı. Doğusunu ve batısını gördüm)[34]  Yine buyruldu: (Yûsuf aleyhisselâm Züleyhâ ile olan imtihanında, uzaklardaki Ya'kûb aleyhisselâm orada temessül etti. Parmağını ısırıyordu.)[35] 

    Hâfız Ebû Nüaym’ın ve İmâm Beyhekî'nin Delâilu’n-Nübüv-ve’lerinde de rivâyet ettikleri ve Hâfız İmâm İbnü Hacerü Askalânî'nin el-İsâbe’de isnâdının Hasen olduğunu söylediği hadîsde haber verildiğine göre, Hz. Ömer radıyallahu anhu Medine'deki minberden Îrân orduları karşısında hezimete uğramakta olan İslâm ordularının kumandanı Sâriye radıyallahu anhu'yu o denli uzaktan îkâz etti, (Ey Sâriye dağa yanaş, dağı arkana al, ey Sâriye...) dedi, Sâriye radıyallahu anhu bu feryâdı işitti ve İslâm orduları bu îkaz sayesinde bozgundan kurtuldu. [36]

Ve daha niceleri …..

 Demek ki, olağan üstü olarak çok uzaklar görülebilir ve uzaktakilere olağan üstü yollarla yardım edilebilir.

---------------------------------------------

Beytin  Kısa Bir Tahlîli

---------------------------------------------

Konevî, Kâdî Hâşiyesi’nde bir münâsebetle şöyle diyor: Bu (tefsîr şekli), meşhur olan şu görüş üzerine kuruludur: (كلما)/اKüllemâ/“her ne zaman ki” kelimesi umûm/genellik, (اذا)/ (izâ) kelimesi de ihmâl/mühmellik[37] içindir. (اذا) (İzâ) bazen umûm için de kullanılır. Ancak Musannif (Kâdî) sözünü, onlara göre seçilmiş olan görüş üzerine kurmuştur.

Ebû Hayyân’ın, (Bence (كلما) (küllemâ) ile (اذا)/(izâ) arasında ma'nâca bir fark yoktur) şeklindeki sözü rededilen bir sözdür. Çünki,[38]

(Müfessir ve Muhaddis) Şihâb da, Envâru’t-Tenzîl Haşiyesi'nde şöyle diyor:

(كلما)/Küllemâ’nın tekrar bildirdiğini Usûl âlimleri açıkça ifâde ettiler ve bazı Nahiv ve Lüğet âlimleri bu görüşü benimsediler.

El-Mısbâh’da şöyle dedi:

كلما/ Küllemâ tekrar ifâde eder ama diğer şart edatları etmez.

 Bu yüzden, Ebû Hayyân’ın aşağıdaki sözü nakle muhâlif olduğu gibi aklen bilinene de tersdir:

Bence (كلما) /küllemâ ile (اذا) /izâ arasında ma'nâ bakımından bir fark yoktur. Çünki, ne zaman ( كلمااضاء)/Küllema edâe/“her ne zaman ışık verirse”, sözünden tekrar anlaşılırsa, bundan, ( و اذا اظلم عليهم قاموا) /ve iza ezleme aleyhim kâmû/“şimşek yokolub karanlık yapınca da dikilip kalırlar” kelâmından da tekrâr lâzım gelir. Zîrâ, iş şimşeğin ışık vermesi ile karanlık yapması arasında dönüp dolaşmaktadır. Şu bulununca bu bulunmaz.

Bu yüzden şunun varlığının tekrarlanmasından bunun yokluğunun tekrarı lâzım gelir. Üstelik, Nahivcilerden bir kısmı (اذا)/izâ’nın da (كلما )/küllemâ gibi “tekrâr” bildirdiği görüşündedir. Şairin şu sözü gibi:

(اذاوجدت)/İzâ vecedtü./“Aşk ateşini eğer (veya ne zaman) ciğerimde bulursam, /Topluluğun sulaması tarafına yonelirim, serinlenmeğe.

Çünki bunun ma'nâsı, (كلما)  /küllemâ/"her ne zaman" demektir. Usûlcülerin ve Fakîhlerin (كلما) (küllemâ)daki sözünü ettikleri tekrar, sadece (كل)/küllü’nün umûmundan/genelliğinden gelmiştir,     (كلما)/küllemâ’nın vaz’ından/tekrar ma'nâsı için îcâd edilmesinden değil. (Ebû Hayyân'ın Sözü Bitti.)

Nakle ters oluşu, önceki nakiller sebebiyledir. Akılla bilinene zıd oluşu da şundandır:

Nahivciler açıkça şöyle demektedirler: Bu ve benzeri âyetlerde     (كلما)/küllemâ zarfiyyet üzere mensûbdur. Nasbedeni de, ma'nen cevâb olan şeydir. ما/Mâ masdarla alâkalı bir harf, veya “vakit” ma'nâsına nekre bir isimdir. Ondan sonraki cümle de, “sıle” veya “sıfat”tır ve kendinde şart ma'nâsından bulunduğu için “şart” yapıldı. Şu şart yapılan “sıle” kendinden sonrasının nekre takdîr edilmesinden dolayı bedeli bir umûm ifâde eder. Tekrarın ma'nâsı da bundan başkası değildir. O hâlde vaz’ bakımından nasıl tekrâr ifâde etmez.

(اذا)/İzâ ve sâir şart edatlarının da tekrâr ifâde ettiğini söylemek ise doğru değildir. Eğer ondan tekrar ma'nâsı anlaşılırsa bu hâricî karinelerledir.

(اضائة)/İdâet’in/“ışıklandırma”nın  (اظلام)/ızlâmı/“karanlık yapma”yı gerektireceğine dâir i'tirâzı ise murâd ettikleri kinâyeli ma'nâyı hesaba katmamaktır….[39]

 İmâm Kevserî deاذا  /izâ için başka bir mevzû' münâsebetiyle şöyle diyor:

 (اذا)/İzâ Lâfzında umûm’a, genele delâlet yoktur. Aksine o, şart ma'nâsında kullanıldığında Mantıkçılara göre, (ان) /in/eğer gibi ihmâl edatlarındandır. Hattâ, (اذا) /İzâ şart ma'nâsında kullanıldığında, Kûfelilere göre onda zarf (zaman) ma'nâsı kalmaz. Ebû Hanîfe rahmetüllâhi aleyh işte bu görüştedir. Basralılar da aksi görüştedirler.[40]

 Yani (اذا)/izâ kelimesi umûm/genellik ma'nâsı vermez. Aksine, Kadıyye-i Mühmele lafızlarındandır ki bu kadıyye, Küllîlik ve Cüzîlikten boş bırakılan kadıyye demek olub Cüz’iyye kuvvetindedir.

Hâsılı, Ebû Hanîfe rahmetül-lâhi aleyh’ye göre (اذا)/izâ şart, yani eğer ma'nâsında kullanılırsa, onda zarf yani zaman ma'nâsı hiç bulunmaz. Nitekim bu husûs Mantık ve Fıkıh bilgisi olanlarca bilinen bir şeydir.

Sözün özü, Beyt’deki (اذا)/izâ burada zarf ma'nâsında kullanılmış olmayıp şart ma'nâsındadır ve buna göre, ma'nâ şöyledir: Mürîdim doğuda ve batıda bulunursa, (bazen) ben ona yardım ederim. Yoksa ma'nâ, (Mürîdim her ne zaman doğuda ve batıda bulunursa, ben ona mutlaka her zaman yardım ederim) demek, değildir.

 Bir âyetin tefsîri ve bir hadîsin îzâhı esnasında sarfedilen şu ilmî îzâhların, esâsen bu beyti, tekfîr kahramanlarından kurtarmak maksadıyla yapılmadığı, başka münâsebetlerle yapıldığı, ama burayı da tastamam açığa çıkardığı yeterli aklı olan insaf sâhiblerince inkâr edilmez bir hakîkattir.

---------------------------------------------

İslâm Büyükleri İçin Ğayretli ve Hamiyetli Olmak Nerde Kaldı?

-------------------------------------------

Sâlih mü’minleri tekfîr edebilmek aşkına binbir türlü câhillik ve zorakiliklerle şu açık hakîkatları göz ardı etmek hangi kelimelerle ifâde edilebilir? Siz söyleyin, ey çelebiler tâifesi… İlim esaslarına karşı yapılan bu denli bir lâubâlîlikle sâlih kimseleri küfürle itham etme çabaları karşısında sizler kibarlık ve nezaketinizle susun bakalım…

Ebû'd-Derdâ radıyallâhu anh'a hakâret eden adamı Hazreti Ömer radıyallâhu anh efendimiz in nasıl elbise ve gırtlağından tutarak yaka paça Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimizin yanına getirdiğini,[41] Yine Hazreti Ömer efendimiz'in kendini Ebû Bekr radıyallâhu anh efendimiz'den üstün tutan birine yalan dedin deyip, O'na ne denli sert çıkıştığını,[42] Sahâbe rıdvanullâhi teâlâ aleyhim'in ileri gelenlerine hakâret eden birisini Sa'd radıyallâhu anh'ın nasıl îkâz ettiğini ve vaz geçmeyince ona nasıl bedduâ ettiğini ve bu beddua üzerine hayvanının onu orada nasıl helâk ettiğini,[43] Yine, Sa'd İbnü Mâlik'in Hazreti Ali radıyallâhu anhu efendimize hakâret edeni nasıl îkâz ettiğini, vazgeçmeyince de kıbleye dönerek ellerini açıp, (ey Allahım! Şu herif, dostlarından birine hakâret ediyor; kudretini bu topluluğa göstermeden, onları buradan ayırma!) diye bedduâ ettiğini ve hayvanının, o herifin beynini dağıtarak O'nu nasıl helâk ettiğini,[44] biz akla getirmiyoruz. Îcâbına göre bir tavır takınmaya ise efendilik ve kibarlığımız müsâade etmiyor(!)... Öte yanda da şu evliyâullah'a hakâreti tiynet hâline getirip onlara hakâretle meşğûl olurken Allah celle celâlühû'nun düşmanlarına sırayı getiremeyenler, böyle bir bedduâdan hiç mi hiç çekinmiyorlar. Çünki ne de olsa bizde duâsı kabûl edilecek bir dudak ve ağız kalmadığını biliyor ve görüyorlar. Vâ esefâ!... İlellâhi'l-Müştekâ…

 Kulluk dâiresinde en nezîh hakk ve hakîkat rehberlerimiz olan büyüklerimizin, İslâm ve îmân kahramanlarının etleri ısırılır ve yenilirken susalım bakalım…. (Kimin yanında bir mü'min kardeşinin ğıybeti yapılır da, O'na yardım etmeye gücü yettiği hâlde, yardım etmezse, Allah celle celâlühû onu dünyâda ve Âhirette zelîl eder)[45] tehdîdinin bizim için bir ehemmiyeti yoksa tabiî…

---------------------------------------------

  Bu Beyt, Kurân’a Aykırı mıdır?

---------------------------------------------

Tekrâr ederek diyoruz ki, bu beyt, Kur'ân'ın, değil çok sayıda âyetine, bir âyetine bile ters düşmediği gibi, şu âyetler istikâmetindir: (Süleyman aleyhis-selâm, ey ileri gelenler topluluğu!. (Yemen Melikesi Belkıs ve kavmi) itâat ederek gelmeden evvel, hanginiz bana O’nun tahtını getirecek, dedi. Cinlerden bir 'ifrît, sen yerinden kalkmadan evvel ben sana o tahtı getiririm, dedi. Yanında Kitâbdan (Levh-i Mahfûz'dan) bir ilim bulunan bir zât da, sen göz yumub açmadan evvel ben onu sana getiririm, dedi. Süleyman aleyhisselâm (Belkıs’ın) tahtını, yanında durur halde görünce, bu Rabbimin nimetidir ki,…….dedi.)[46]

 Neml sûresinin 62. âyetini okumadan evvel, bu âyetleri okumadınız mı, bilmiyorum? Bunlar ve benzeri âyetler, Âsef’in yaptığının gerçek fâilinin Allah olduğunu, bu gücü ona Allah'ın verdiğini, mes'elenin yanlış anlaşılmaması lâzım geldiğini, hakîki yardımcının Mevlâ olduğunu ve başka nice şeyleri anlatıyor.

İlim ve akıl sâhibleri bilirler ki, Mevlâ'nın yardımları bu sebebler âleminde umûmiyyetle değişik sebeb ve vâsıtalarla gelir, kullara ulaşır. Meselâ sıkışıp parasız kalsanız, Mevlâ'ya yalvarıp yakarsanız, O da bir kuluna ilhâm etse, o kul da, durup dururken hâlinizi sorsa ve size yardım yapsa, para verse ve (bana Rabbim yardım etti) deseniz, o kulu Allah celle celâlühû'nun yerine koymadığınız gibi, (bana şu kişi yardım etti) deseniz Mevlâ'yı da kul yerine koymuş olmazsınız. Her iki sözünüz de, i'tibârınızın (burada bakış açınızın) doğruluğuna göre doğrudur. Birinci sözde, fiili, hakîkî sâhibine, ikincide de sebebine isnâd etmiş (dayandırmış) olursunuz. Bu bir çelişki olmaz. Kezâ basît bir maddî yardımı bir kuldan istediğinizde, o kişi size bu yardımı yapınca, Allah celle celâlühû bana yardım etti deseniz de olur şu kul bana yardım etti de deseniz doğru olur. Birincisi hakîkî diğeri de mecâzî yardım demek olur.

Kahrolsun şu câhillik ve kendini bilmemek… Yâhud, hâinlik ve Allah celle celâlühû'dan korkmamak…

İktibas: Kuyudan Çıkarılan Taşlar-3

Dipnotlar.

[27].   Bakara:257

[28] Buhârî, Müslim, Tirmizî ve Nesâî, Ebû Hureyre radiyellâhu anhu’dan], el-Fethu’l Kebîr:1/26 H:36

[29] Semîn el-Halebî, ed-Dürrü’l-Masûn:1/100

[30] İsrâ:36

[31] Yûsuf:53

[32] Sırrî-i Girîdî, Ahsenü’l-Kasas:(2/327-341)’den kısaltarak.

[33]  Neml:40

[34]  [Ahmed İbnü Hanbel, Ebü Dâvûd, Tirmîzi, İbnü Mâce, Sevbân radıyellâhu anhu’dan.], El-Fethu’l-Kebîr:1/307-308

[35] Hâkim el-Müstedrek'inde Abdullah İbnü Abbas radıyallahu anhumâ'dan Sahîh bir isnâdla rivâyet etti ve İmâm Zehebî, Muhtasar’ında bu hükme i'tirâz etmedi:2/346

[36]  Beyhekî, Delâilü’n-Nübüvveh. İbn-i Hacer (rh) el-İsâbe’de(2/3) bu haberin  isnâdının Hasen olduğunu söyledi. Haberi, ayrıca, Ebû  Nüaym, Hatîb ve İbnü Merdûye de rivâyet ettiler. (En-Nibrâs:482)

[37] “Hepsi” ve “bir kısmı” ma'nâlarından boş bırakılmışlık

[38] Konevî, Hâşiye-i Beydâvî:1, İkinci kısım:72

[39] Şihab, İnâyetü’l-Kâdî:1/407

[40] İmâm Kevserî, En-Nüketü’t-Tarîfe:87

[41] [Hilyetü'l-Evliyâ: 1/210], Kândehlevî, Hayâtü's-Sahâbe: 2/448-449

[42] [Ebû Nüaym, Fedâilü's-Sahâbe, Müntehabu'l-Kenz: 4/350], İbn-i Kesîr bunun isnâdı sahîhdir, dedi. Kândehlevî,  Hayâtü's-Sahâbe: 2/449

[43] [Taberânî, Mecma'u'z-Zevâid:9/154. Râvîleri sağlamdır.], Kândehlevî, Hayâtü's-Sahâbe:2/454-455

[44] Hâkim, el-Müstedrek:3/500'de rivâyet etti ve Buhârî ve Müslim şartına göre sahîhdir dedi. Zehebî de, O'nu tasdîk etti.], Kândehlevî, Hayâtü's-Sahâbe: 2/455-456

[45]  [İbn-i Ebî'd-Dünyâ, Enes radıyallâhu anhu'dan], Râmûz: 406

[46] Neml: 39-41

 

Yorumlar   

 
0 #3 Metin Yılmaz 18-07-2013 09:32
Cenab-ı Hakk'ın yardımı ve inayeti hiç kimseye direk olmaz, çünkü bu sünnetullah'a aykırdır. Ya nasıl olur ? Ya,bir esbaba mebni olur yahutta bir sevdiği kul vasıtasıyla olur. Evliyâ'nın yardımı da bu muvahacede gerçekleşir. Bilir-bilmez laf olsun, torba dolsun misali konuşmayın !
Alıntı
 
 
+1 #2 isa 24-05-2013 09:04
Alıntılandı furkan:
Allah'ın izni ve yardımıyla, doğuda ve batıda mürîdlerine yardımcı olabilme ihtimali..

müridim ister doguda ister batıda, nerde olsursa olsun yetişirim imdadına..
bu iki cümle aynımı Allah için


Abicim herşey Allah'ın izni ile olur zaten, Senin takıldığın yer çok saçma. Çünkü sen Allah'ın izniyle çay içerim veya yazı yazarım ya da biri su istediğinde Allah'ın izniyle getiririm demiyorsun ancak sadece o getirme eyleminin ALLAH'IN İZNİ ile olucağının bilincinde oluyorsun ! Allah istemez ise, bir kum tanesini yerinden kaldıracak bir mahlukat olmaz ! Allah'ın izniyle olur herşey ! Allah dostu olan birisi bunun farkında olmadığını mı savunuyorsun bana ?
Alıntı
 
 
0 #1 furkan 11-03-2013 00:33
Allah'ın izni ve yardımıyla, doğuda ve batıda mürîdlerine yardımcı olabilme ihtimali..

müridim ister doguda ister batıda, nerde olsursa olsun yetişirim imdadına..
bu iki cümle aynımı Allah için
Alıntı
 

Bookmaker betfair Bonus review by ArtBetting.co.uk

Bookmaker bet365 review by ArtBetting.co.uk

Germany bookmaker b.artbetting.de review by ArtBetting.de

Bookmaker Greece BET365 review by ArtBetting.gr

Back to top