Hüseyin Avni | Rıhle Dergisi Soruşturma Cevapları - 4.Sual

Makale Dizini

Dördüncü Suâl

Bir Müslüman İçin Başkalarına Benzeme İle Müslüman Kimliğin Muhafazası Arasındaki İlişki ya da Çatışma Konusunda Neler Söylersiniz?

Cevâb:

Diyebiliriz ki, İslâmî şahsiyyet îmânın muhâfazasının ve sûretten hakikate kavuşturulmasının bir fânusudur. Bu şahsiyyet, çokları tarafından her zaman menfî olarak kabûl edilen ama müsbet çeşidi de bulunan fıtrîtaassub ve inadın sözü edilen müsbet olan nevinin artırılması, tehzîbi ve geliştirilmesiyle de alakalıdır. Bir hususta kendini birilerine benzetmek düşüncesi fiili olmasa bile, beğenmek ve ona istinâd eden özenmekunsurlarını bi'l-kuvve bulundurmakla kendinde var olanları eksik veya ayıblı veyahut da zararlı görmeyi de ihtivâ eder. Öyleyse İslâmî, yani İslâmdan olduğu zannedilen değil de hakikaten ona âid olan bir keyfiyyetin bir şekilde beğenilmemesi ne ile ifâde edilebilir?!... Kıyâfet sahasındaki modanın umumiyyetle fikrî ve akıdevî modaların gövdesinden fışkıran bir dalı olduğu açıktır. O bakımdan işin tehlikesi meydandadır ve eskilerin ifâdesiyle îzâhtan vârestedir..

Sözün özü odur ki, buradaki suâllerle çerçevesi çizilen manadaki bir kâfirlere teşebbüh,Ümmet’in ferdlerinin veya bir bütün olarak tamamının, Müslümanlıktan bir başka anlayış, akıde ve hayata inkılâb etmesinin en mühim ve en tehlikeli sebeblerindendir. Böylesi bir menfi ınkılâbı/“dönüşüm”ü bertaraf etmek, îmân ve İslâm’ı korumak ve geliştirmek de -Mü’mine göre- elzemdir ve ancak zıddıyla mümkindir. Yapmak ve yapmamak zorunda olduklarımızın yanında bu meseleyi de halletmemiz, varlığımızı korumak ve geliştirmemizin önde gelen vâciblerindendir. Aksi hâlde -günümüzde de acı bir şekilde yaşadığımız gibi- suyun içindeki sabun misali günbegün eriyeceğiz ve nihâyet yok olup gideceğiz.

Meseleyi ‘örf-i âmm’ ile ‘örf-i hâss’ın ve hükümlerinin arasını ayıramayacak kadar mahiyyeti bilinmeyen birörftemelinedayandırmakla ve teslîm-i silâh etmekle kişiler başkasını değilse, kendilerini kandırmış oluyorlar. Yaşanan fikrî ve akıdevî zelzeleler ve heyelânlar bunun katî bir isbatı değil de nedir?!...

Dîni yalanlama alâmeti veya Allah’a ve Resûlüne isyân olan bir “kâfire teşebbüh”ü ve -adeta- “onlaramuhâlefet” emrine inad gibi sergilenen bir “kâfirlere mutabakat”ı “İslâmîleştirmek” ve “müslümanlaştırmak” işi -ilim, îmân ve İslâm tavrından uzak olması bir yana- en azından süflî bir şahsiyyetsizliktir.

Son olarak meseleyi arz sadedinde sarfettiğiniz şu “Müslümanlar artık kendi dinlerini dahi Batılıların kendi dinlerini algıladıkları tarzda algılama illetiyle malul” ifâdelerinizi -affınıza mağrûren- tavzîh, hattâ belki de tashîh ederek cevâblarımızı noktalamak istiyoruz:

Teşebbüh mikrobu çoğu Müslümanlarda o kadar büyük bir yara açmıştır ki, onlar artık kendi dinlerini “Batılıların kendi dinlerini algıladıkları tarzda algılama illetiyle ma'lûl” değil, aksine “Kendi dinleri olan İslâm’ı, Batılıların İslâm’ı anladıkları gibi anlamak hastalığıyla birçokları meyyit/ölü hâle geldiler; bir takımları da ölmek üzeredirler” desek yeridir.

Tefsîr Usûlünü Goldziher’den almaktan hayâ etmeyecek, böyle bir işten dolayı Allah’dan korkmayan bir şaşkın nesil ile aynı zaman ve zeminde yaşamak zilletini hangi kelimeler anlatabilir?!.. Batılılar ve husûsan Şarkıyyatçıları her zaman iki terâzi kullanmışlardır. Onlar hiçbir zaman İslâm’ı kendi dinlerini anladıkları kıstaslarla anlamamışlardır; tam tersine dinimizi bütünüyle uydurma kabûl edip akıllarına uyan cüz’î kısımlarını beşer kaynaklı doğru veya güzel sözler, dünya görüşleri ve anlayışlar veyahut da kendi dinlerinden çalınma unsurlar olarak anlamışlardır.

Kaldı ki onların kendi dinlerini anlamaktaki ölçüleri bize aslâ yetmez ve işimize yaramaz; aksi hâlde dînimiz onlarda olduğu gibi hurâfelerle dolar taşardı. Zîrâ onlar dinlerini -Kur’ân’da da açıkça haber verildiği gibi ve bazı parçalarını müstesnâ kılarsak- değiştirip yalanlarla doldurdular. Bu saçmalıkları zaman zaman zahirî, zaman zaman da bâtınî tevillerle müdâfaa edip durmaktadırlar.

İslâm’dan ve müslümanlığından utanabilecek kadar şahsiyyet fukarası hâline ge(tiri)lebilen ve İslâm’ı asrî hurâfelerle bambaşka bir şekle sokabilecek kadar Allah korkusunu yitiren yeni ve turfanda “müctehit”lerimizin başını yiyenin ne olduğunu zannediyorsunuz?!...

Bilfarz Allah celle celâlühû’nun ve Resûlü sallellâhu aleyhi ve sellem’in istediği îmân ve İslâm’a sâhib olması yüzünden yedi milyarın tükürüklerine hedef olan… Ancak bu şartlar altında yüreğindeki volkanlaşmış îmânında ve hayatındaki İslâmında aslâ en küçük bir sarsılma vuku bulmayan… Tam aksine, asıl bu şartlarda kemâlin en üst mertebesini yakalayabilen ve meydana gelen tükürük deryasının dalgalarıyla boğuşurken zevki zirve yapanlara, kâinâta meydan okuyabilenlere ve bu uğurda şehâdet şerbetini içmeyi şahsiyyetsizliğe tercîh edenlere selâm olsun…

وَصَلَّى الله عَلَى نَبِيِّنَا وَ عَلَى اَلِهِ و سَلَّمَ تَسْلِيمًا كُلَّمَا ذَكَرَهُ الذَّاكِرُونَ وَ غَفَلَ عَنْ ذِكْرِهِ الْغَافِلُونَ وَالْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالمَينَ

Bookmaker betfair Bonus review by ArtBetting.co.uk

Bookmaker bet365 review by ArtBetting.co.uk

Germany bookmaker b.artbetting.de review by ArtBetting.de

Bookmaker Greece BET365 review by ArtBetting.gr

Back to top