İmam Ebu Hanifenin Siyasi Mezhebi Üzerine Ebu Zehrenin Tespitleri ve Bunların Değeri

GİRİŞ

İmam Ebû Hanife Ehli Sünnet’in büyük imamıdır. İslam Dünyasının her tarafında mezhebiyle amel eden Müslümanlar vardır. Bu konumu insanlarda kendi fikirlerini kitlelere kabul ettirmede onu bir vasıta etmek  arzusu  oluştura gelmiştir.

Mu’tezile bile onun kendilerinden olduğunu iddiadan geri kalmamış, Selefiyye ekolünün önde gelen ismi İbn Teymiyye onun  kendi görüşünde olduğunu iddia etmiştir.

Şiiler de onun kendi görüşlerinde olduğunu dolaylı yoldan iddia etmekten geri kalmamışlardır.

Sözü nereden aldıklarına dikkat etmeyen bazı yazarlar Ebû Hanife’nin İmam Cafer es-Sadık’tan eğitim aldığını hatta annesinin onunla evlenmesi sebebiyle onun gözetiminde yetiştiğini söylemekten geri durmamışlardır.

İmam Ebû Hanife’ye yapılan kasıtlı kasıtsız bu nisbetlerin en garip ve vahimlerinden birisini son dönem Mısır ulemâsından Ebû Zehre hoca yapmış, yine son dönemin tanınmış araştırmacı yazarlarından Mustafa İslamoğlu bey bu yanlışları heybetli İslami uslubuyla İmamlar ve Sultanlar isimli çalışmasında yer yer alıntılamıştır.

Ebû Zehre Ebû Hanife isimli eserinde menâkıb kitapları ağırlıklı bir okuma neticesinde; imam Ebû Hanife’nin hilâfetle alakalı meselelerde Şii yönelişe sahip olduğunu, hatta hilâfetin Hz. Fatıma’nın evladına has olduğu kanaatinde olduğunu iddiaya kadar işi vardırmıştır.

İşin doğrusunu ortaya koymak, yanlışın yanlışlığını isbatla uğraşmaktan[1] daha uygun bir metottur. Bu çerçevede İmam Ebû Hanife’nin terceme-i hâli, itikâdî görüşleri ve delilleri, siyasi görüşleri ve delillerini hâvi bir çalışma yapılması gereği ortadadır.

Diğer taraftan öncelikle Ebû Zehre’nın, sonrasında da Mustafa İslamoğlu beyin yanlış tesbitlerine dikkat çekmek gereği ortadadır. Birisi İmam Ebû Hanife’nin İmamet meselesinde tam bir Şii olduğunu ileri sürmekte, bir diğeri (İslâmoğlu), bugün Müslümanların durumunun Allah’ı Rasulullahı hayrette bıraktığını söyleyerek, kitabına başlamaktadır. [2]

Ebû Zehre’nın İmamın siyasi görüşleriyle alakalı söyledikleri 10 ana başlıkta özetlenebilir. Bu makalenin konusu bu yanlış tesbite dikkat çekmek ve yer yer kritik ederek yanlışlık açılarını okuyucuya ifade etmektir. Okuyucu bu yanlış tesbitleri çerçevesinde Ebû Zehre’nın eserindeki diğer verilere de ihtiyatla yaklaşmayı  ihmal etmemelidir.

I- İMAM EBÛ HANİFE’NİN SİYASİ MEZHEBİ ÜZERİNE EBÛ ZEHRE’NIN GÖRÜŞLERİ

1-Tarih ve menâkıb kitaplarında İmam’ın siyasi görüşleri derli toplu olarak yazılmamıştır.[3]

2-İmam’ın, Ali (ra)’ın Fatıma (ra)’dan olan evlatlarına meyli ve bu kendisine eziyet edilmesinin gerçek nedenidir.[4]

3-Ebû Hanife’de Şii yönelişler vardır. Ama bu yönelişler onun gözünü bürümemiş, diğer sahabeye saygısını yitirmesine neden olmamış Ehl-i Beyt’i sevmekle birlik Ebû Bekir (ra) ve Ömer (ra) vs.’i de sevmiştir.[5]

4-İmam, Ali (ra)’ın bütün savaşlarda haklı olduğuna inanmaktadır.[6]

5-Zeyd b. Ali’ye destek vermiş, onun çıkışını Rasulullah (sas)’in Bedir’deki çıkışına benzetmiş ve onu malıyla desteklemiştir.[7]

6-İmam Ehl-i Beyt’e siyasi olarak meyletmekle kalmayıp onlardan ilim de istifade etmiş ve etkilenmiştir. [8]

7-Bütün bunlar Ebû Hanife’de teşeyyü olduğuna ve siyasette Şiilerin tavırlarına uygun bir yöneliş olduğuna ve görüşlerinin Zeydiyye’nin görüşlerine yakınlığına delildir.

8-Yani hülasa olarak Ebû Hanife döneminin yöneticileri hakkındaki fikirleri ve yönelişleri itibarıyla bir Şii’dir.[9]

9-Ona göre;  hilafet Ali (ra)’ın Fatıma (ra)’dan olan evlatlarına hastır ve dönemindeki halifeler onların bu hakkını gasp eden zalimlerdir.[10]

10-İmam Ebû Hanife, Halife Mansur’a “Hilafet makamına Ehl-i Hal’den iki kişinin bile onayını almadan oturdun. Halbuki bu makama müminlerin şurası ve onayı ile gelinir” demiştir. Bu söz onun hilafetin vasiyetle olmadığına inandığını ve müminlerin hür iradelerine dayanmayan her türlü hilafet iddiasının batıl olacağına, ve hatta; zorla hilafete gelen birisinden müminler sonradan razı olsalar bile hilafetin sahih olmayacağına delildir. [11]

II- EBÛ ZEHRE’NIN  GÖRÜŞLERİNİN DEĞERİ

1-Tarih Ve Menâkıb Kitaplarında İmam’ın Siyasi Görüşlerinin Derli Toplu Olarak Yazıldığı İddiası:

Günümüz anlayışıyla meseleye yaklaşıldığında doğru, günümüz anlayışının geçmişe farz kılınması (tatbiki) açısından yanlıştır. Bu konuda rivayetler var olmasaydı bu meselede konuşmak iftira olurdu. Menâkıb kitaplarında İmam’ın siyasi yönelişleri üzerine yeterli bilgi; madde olarak vardır, gizlenen bir şey de yoktur.  Üstelik iddia edildiğinin aksine menâkıb kitaplarındaki  verilerle   imamın  eserlerindeki  veriler   uyumluluk arzetmektedir. Farklılık iddiası büyük bir dikkatsizlik örneğidir.

2-İmam’ın Ali (Ra)’ın Fatıma (Ra)’dan Olan Evlatlarına Meylinden Dolayı Eziyet Olunduğu İddiası

Netice itibarıyla doğrudur.  Çünkü İmam Emr-i bi’l-Ma’ruf’taki mezhebi gereği yönetimi gasp edenlere karşı hak imamlığın şartları üzerinde tevafür eden Ehl-i Beyt imamlarını desteklemiş ve bu sebeple sonu şehadetle biten eziyetlere maruz kalmıştır.

Kurgu başlangıç itibarıyla yanlıştır. Çünkü İmam hilafetin Ehl-i Beyt’e ait olduğuna inandığından dolayı değil İmamet-i Kübra (hilafet)’deki mezhebi sebebiyle zamanın yöneticilerine tavır almıştı.

3-Onda Şii Yönelişlerin Olduğu Ama Bu Yönelişlerin Onun Gözünü Bürümediği Ve Diğer Sahabeye Saygısını Yitirmesine Sebep Vermediği İddiası

Ehl-i Beyt’i sevmekle birlikte Ebû Bekir (ra) Ömer (ra) Osman (ra)’ı da sevdiği, sözü esas itibarıyla doğru sigalanma itibarıyla yanlıştır.

Çünkü bu söylenilenlerden bir kısmına her Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ferdi itikat etmektedir. Çünkü Ehl-i Beyt’e olan sevgi Allah Rasulü’ne olan sevgidendir. Bu sevginin Şiilikten bir parça sayılması lugavi açıdan bir manasıyla doğru olmakla birlikte yorumlama açısından bir fikir krizi ifadesidir.

İmam’ın Ali (ra)’ın savaşlarda doğru hareket ettiğine kani olduğu doğrudur. Menâkıb kitaplarında bu mealde rivayetler vardır.

Zeyd b. Ali ve çıkışı hakkındaki sözleri de yine menâkıb kitaplarında mezkurdur. Ama bunların onun şii yönelişlerinin olduğuna delil olduğu varsayımı  hatadır.

Ehl-i Beyt’e Siyasi Olarak Meyletmekle Kalmayıp Onlardan İlimde De İstifade Ettiği Ve Etkilendiği İddiası

Daha önce ifade edildiği gibi bu günümüzdeki manasıyla bir siyasi meyil değil, Emr-i bi’l-Ma’ruf’taki mezhebinin gereği bir yöneliştir. Aynı yöneliş Süfyan-ı Servi de, Şafii de, Malik’te de vardır.

İmam’ın Ehl-i Beyt’ten ilimde istifade etmesine engel hiçbir şey yoktur. Ve onlardan hadis alması da onun Ehl-i Beyt’i şiilerden ayırdığına delildir.[12]

Etkilenmesi de ihtimaldir. Zira etkilenme Kur’an ve Sünnet esaslı olduktan ve dinin nasları ile çelişmedikten sonra caizdir.

Zeyd b. Ali’nin meşhur Mu’tezili Vasıl b. Atâ’dan ders aldığı, Kader’de diğer Ehl-i Beyt’ten farklı sözler söylediği, imameti hak etmede silahlı kıyamı şart koştuğu, hatta bu görüşü sebebiyle kardeşi el-Bakır Muhammed b. Ali’nin kendisine senin bu görüşüne göre baban İmam değildir. Çünkü ne kıyam etmiş, ne de kıyama yeltenmişti, dediği rivayet olunmaktadır.[13]

Bu rivayete göre bir etkilenme ve etkilenen varsa o Ebû Hanife ve Ebû Hanife’de değil, Zeyd b. Ali’dir, Zeyd b. Ali’dedir. Zira Ehl-i Beyt’in yönelişlerini terk edip Mu’tezili etki altına girmiştir. Hatta İbnu’l-Murteda’nın rivayetine göre el-Menziletü Beyne’l-Menzileteyn esası hariç diğer bütün usullerinde Zeyd, Mu’tezile ile hemfikirdir.

 Ebû Zehre’nın bütün bu söylediklerinden hareketle Ebû Hanife’de teşeyyu olduğunu ve siyasette Şiilerin tavırlarına paralel bir yöneliş içinde olduğunu iddia etmesi isbatı tamamlanmamış bir söylemden öteye geçmez. Söyledikleri delil olmaktan ziyade iddiadır. İddia ile iddianın ispatı yapılamaz .

İmam Ebû Hanife’nin görüşlerinin Zeydiyye’ye yakın olması iddiası şiilere meyline delil olarak kullanılması boyutuyla yanlış, iki müçtehidin içtihatlarındaki benzerlik olması boyutuyla doğruluk vechi olan bir husustur.  [14]

5-Ebû Hanife’nin Döneminin Yöneticileri Hakkındaki Fikirleri Ve Yönetilişleri İtibarıyla Bir Şii Olduğu Büyük Bir Yanılgıdır, Vahim Bir Hatadır.

Ebû Hanife’nin Emr-i Bi’l-Ma’ruf’taki Mezhebi Ebû Zehre’nın bu kanaatini çürütmeye yeterlidir.

 Bir eylemdeki netice benzerliğinden eylemdeki hareket noktasında aynilik gerekmez. Zalim İmam’a kıyam meselesinde; Mürcie, Şia’nın hepsi, Mu’tezile ve Ehl-i Sünnet’in çoğunluğu Hariciler hemfikirdirler.[15]

Bütün bunlar böyleyken Ebû Hanife döneminin yöneticileri hakkında fikirleri ve görüşleri itibarıyla bir şiidir demek İmam’ın değil ama bunları söyleyenin Şii yönelişlerine sahip olduğuna belki delil olabilir.

İmam zalimlere isyanın Emr-i Bi’l-Ma’ruf’tan olduğu fetvasında yalnız değildi. Ve bu Şiilere veya yalnızca Ehl-i Beyt’e özel bir görüş değildir. Gruplar bu meselede çıkış noktaları farklı olsa da neticede birleşmişlerdi.[16]

Hatta İmam Şafii bu sözü söylemekle kalmamış hakikati bütün gerçekliği ile El Mansur’un yüzüne söyleyen İbnu Ebi’z-Zib’i göremediğine hayıflanmıştır.

İmam Malik’in de Ebû Hanife ve İmam Şafii ile aynı yöneliş içinde olduğu da mervidir.

6-Ebû Zehre, İmam Ebû Hanife’nin Hilafetin Ali (Ra)’ın Fatıma (Ra)’dan Olan Evlatlarına Has Olduğuna Ve Dönemindeki Sultanların Onların Ve Ümmetin Hakkını Gasp Eden Zalimler Olduğuna İnandığını Söylemiştir.

Doğrusu: Hz. Ali’nin evlatlarından olan Zeyd b. Ali’nin o dönem hilafete layık ehil ilim adamlarından birisi olmasıdır ve İmam onu bu ana çerçevede desteklemiştir..

İmam’ın dönemindeki sultanlar hilafet makamını ona ehil olanlardan gasp etmişlerdi. İmam sultanları gaspçı hırsızlar olarak telakki ediyordu.[17] Ama hilafetin Ali’nin Fatıma (ra)’dan olan evladına ait olduğunu söylediğini nereden çıkarılıyor? “Zeyd hak imamdır” sözünden  bu  mana çıkmaz. “Zeyd hak imamdı” demek hilafetin şartlarının onda var olduğunu söylemek demektir. [18]

Biraz daha açarsak; Ehl-i Beyt ile diğer sahabe arasında hilafete layık olmada iki  durum söz konusudur: Ya hilafet Ehl-i Beyt’in hakkıdır. Ebû Bekir (ra), Ömer (ra) ve Osman (ra) hilafeti gasp etmişlerdir. Ya da hilafet müminlerin şurası ile adayda imamet şartlarını tevafürü ile ve Ehl-i Hal ve’l-Akd’in seçimi iledir.

Aksini isbat eden rivayetlerden dolayı Birinci şık İmamın mezhebi olamaz: Doğruluğunu ispat eden rivayetlerden dolayı İmamın  mezhebi ikinci şık olmalıdır. Buna göre ise birinci görüşü İmam’a nispet etmek ve böyle inanıyordu demek ya aptallıktan ya da kötü niyettendir.

Hilafetin Ali (ra) ve evladına ait olduğuna inansaydı; diğer üç raşid halifenin hilafetlerini kabul etmemesi gerekirdi. Her üç halifenin hilafetlerinin sahih kabul ettiği sabit olduğuna göre hilafetin Ali (ra) ve Fatıma (ra)’ın evladına has olduğuna inanmıyordur.

Bu da gaspçı ve zalim sultanlara muhalefetinin ve Zeyd b. Ali ve diğerlerine verdiği desteğin iddia edilen sebepten dolayı değil,  Emr-i Bi’l Ma’ruf’taki mezhebi gereği olduğunu gösterir. [19]

7-Ebû Bekir (Ra) Ve Ömer (Ra)’ı Ali (Ra)’dan Üstün Görmesi Ve Tutması , Teşeyyu’unun Onun Gözünü Sahabenin Faziletlerine Karşı Kör Etmediğini Gösterir, dedikten Sonra Şöyle Devam Ediyor.

Ama O Osman (Ra)’ı Ali (Ra)’A Takdim Etmiyordu. Bu Manada İbn Abdilberr “El-Intika’sı”’Inda Şu Rivayeti Zikrediyor: “Ebû Hanife Ebû Bekir Ve Ömer (Ra)’ı Diğerlerine Takdim Ediyor, Ali Ve Osman (Ra)’ı Tevelli[20] Ediyordu. Oğlu Hammad Ondan Şöyle Dediğini Rivayet Etti: “Ali (Ra) Bize Osman (Ra)’Dan Daha Sevgilidir”.

Sahabe arasındaki efdaliyet ve tertipteki İmam’ın görüşü eserlerinde açık ve nettir. Şüpheye mahal olmayacak şekilde Ehl-i Sünnet’in kanaatinin aynısıdır. Ebû Zehre’nın söz konusu ettiği bu iki rivayetin ne anlama geldiğinin ifade edilmesi yanlışın ortaya konması için yeterli olacaktır.

 “Ali (ra)’ı da Osman (ra)’ı da tevelli ediyoruz” sözü: Osman (ra)’a küfür nispet edilmesine ve onun hicrine karşı olduğunu ifade için söylenmiştir.

Kufe’de Osman (ra) hakkında genelde yakışıksız tavırlar yaygındı. İmam bu sözüyle bu uygunsuz tavır ve vasıflamalara katılmadığını ve Ali (ra) gibi Osman (ra)’ı da tevelli ettiğini ifade etmek istemiştir.

Sözkonusu edilen bu rivayette ondan sabit olan ve efdaliyet tertibindeki görüşünü ifade eden daha önceki rivayetlerdeki sözlere muhalif bir şey yoktur. Ve yine bu rivayet onun Ali (ra)’ı Osman (ra)’dan daha üstün tuttuğunu ifade etmez. [21]

“Ali (ra) bize Osman (ra)’dan daha sevgilidir” sözü de yine bu ana çerçevede söylenmiştir. Bir insana duyulan sevgi bir şeydir, onun efdaliyet sıralamasındaki yerini ifade başka bir şey...

Ehl-i Beyt İmam’a göre dört ailedir. İlk üç halife  ehli beytten değildir. Ve imama göre hilafetleri sabittir. Bu basit bir imali fikirle de anlaşılacağı üzere Halifeliğin ehli beyte özel bir makam olmadığına inandığını ve yine ehli beytten hz. Fatıma ve evladına özel olmadığına kani olduğunu göstermeye yeterli bir delildir. Diğer taraftan Abbasi’lere Ehl-i Beyt’ten olmalarına rağmen adil olmadıkları ve ümmetin şurasıyla ve Ehl-i Hal ve’l-Akd’in onayıyla hilafete gelmedikleri için beyat etmemesi de dolaylı olarak hilafetin ehli beyte ait bir hak  olmadığına kani olduğunu gösterir.

8-Ebû Hanife’ye Göre Şiilik ile Ehli Beyt Ayrımı ve Delilleri:

Ayrıca Şii yönelişten Ehl-i Beyt yönelişini ayırt etmek gerekir. Çünkü İmam bu ikisinin arasını ayırt ediyordu. Ebû Zehre bu ayrımı gözden kaçırdığı için böyle hatalı bir neticeye varmış olsa gerektir. 

Buna İmam Ebû Hanife’nin Şia hakkındaki kanaati1; Ebû Ca’fer Muhammed b. Ali’ye Şeyhayn hakkındaki sorusunun içeriği2; İmam Zeyd’in Huruç sebebini ifade ederken söyledikleri3 yeterli delil teşkil etse gerektir.

III. SONUÇ:

 İfade ettiğimiz veriler ve yaptığımız değerlendirmeler, İmam Ebû Hanife’nin Zeyd b. Ali’ye Ebû Zehre’nın hikayesindeki boyutta bir meylinin olmadığını ve ona nisbet ettiği bu büyük iddiaların asılsız olduğunu göstermeye yeterlidir.

[1] Daha da doğrusu işin doğrusunu ortaya koymak ve bunu yanlışın yanlışını isbât etmekle tekmîl etmektir. Nâşir.

[2] “Hayret” ne yapacağını bilmez ve şaşkın halde kalmak, demekse bu söz küfür sözüdür. Hak söylenmelidir. Nâşir.

[3] Ebû Zehrâ, Ebû Hanife s. 161

[4] Ebû Zehrâ, age. s. 161

[5] Ebû Zehrâ, age. s. 162

[6] Ebû Zehrâ, age. s. 163

[7] Ebû Zehrâ, age. s. 164

[8] Ebû Zehrâ, age. s. 164

[9] Ebû Zehrâ, age. s. 165

[10] Ebû Zehrâ, age. s. 165

[11] Ebû Zehrâ nın  bu iddiası da  kritik edilmeye  muhtaçtır. Ama müstakil bir makale ile ele alınması gerektiğinden burada ihmal ettik.

[12] İmam Ebû Hanife’nin Ehl-i Beyt’ten rivayet ettiği kaç hadis vardır?

İmam Ebû Hanife’nin Cafer es Sadık’tan ilim tahsil ettiği şeklindeki genel tekrar da yanlıştır. İmam, Cafer es-Sadık’tan ilim tahsil etmemiştir, hatta onunla 40 yaşlarına yakınken tanışmıştır. “Levlâ senatan le heleken” Numan sözü de asılsızdır.

[13] Bkz. El-Milel ve’n-Nihal, eş-Şehristani, c.1,  s. 156

[14] Zeyd b. Ali’nin zikri geçen siyasi meselelerdeki mezhebiyle İmam’ın mezhebinin uyum yüzdesi çok nisbidir.

Buna delil: Zeyd’e göre Fatımi’lerden birisi sultana kıyam etse o imamdır ve desteklenmesi gerekir. İmam’a göre böyle değildir. Ve İmam hilafetin şartlarında böyle bir şey zikretmemiştir.

İmam; Şartların tevafürü halinde Ehl-i Beyt’ten olmayanların hilafetini sahih kabul eder. Ebû Bekir, Ömer, Osman (ra)’da olduğu gibi Zeydiyye’ye göre üç halifenin imametleri “Efdalin varlığıyla birlikte mefdulün imameti maslahata binaen caizdir” nazariyetlerine göre makbul ve sahihtir. Hatta Osman (ra)’ın hilafetinin sıhhatinde onlardan bazıları sahihtir, bazıları ise batıldır ve Osman (ra) kafirdir demişlerdir.

İmam’a göre sahabenin en faziletlisi Ebû Bekir (ra), sonra Ömer (ra), sonra Osman (ra), sonra Ali (ra)’dır. Zeyd b. Ali’ye göre en efdal Ali (ra)’dır. Diğerlerinin hilafetleri Ali (ra)’ın rızasıyla maslahata binaen sahih olmuştur.

İmam kıyamda başarma şartını gözetiyor, aksi takdirde çok kan dökülür endişesiyle cevaz vermiyordu. Zeyd b. Ali ise başarma şartını gözetmiyor, Fatımî silaha sarılıp kıyam etse ona destek vermek vacip olur diyordu.

Zeyd b. Ali “El-Menziletü’l-Beyne’l-Menzileteyn” esası dışında Mu’tezile’nin bütün asıllarını benimsiyordu.  İmam ise Mu’tezile’nin en büyük hasımlarındandı.

[15] Bkz. El-Fisal fi’l-Mile’l-i Ve’l-Ihva-i ve’n-Nihal, İbn Hazm, s. 172, 172 c. 4. Ve Bkz. El-İmametü’l-Uzma’ınde Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaa’, Dr. Abdullah İbn Ömer b. Süleyman Ed-Demici, s. 518.

[16] Ebû Hanife  şöyle demiştir.“Ali (ra) savaşlarında hep hakka en yakın olandı. O olmasaydı bağy müslümanların hükmünü (Onlara nasıl muamele edileceği) bilemeyecekti.”

Bunun benzeri bir görüş de İmam Şafii’nin görüşüdür. Dedi ki: “Bağilerin ahkamını Ali (ra) ile Muaviye (ra)’ın savaşlarından aldım...” El-Hayrati’l-Hısan, s. 86

[17] Bkz. Ez-Zemahşeri, El-Keşşaf, 1. 42

[18] (Kufe’de on beş bin kişi ve birçok alim onun destekliyordu. Ve Zeyd adil ve muttaki bir alimdi. Ve bu hilafet şartlarının onda İmam’ın mezhebine göre tevafürü –var olması- demektir)

[19] İmam Ebû Hanifenin  Emri bil Maruftaki mezhebi başka bir  makalenin konusudur,

[20] Onların hilafetini benimsiyor ve kabul ediyordu.

[21] Ayrıca atıf harfi İmam’a göre tertip ifade etmediğinden bu sıralamadan ona göre efdaliyet te

Bookmaker betfair Bonus review by ArtBetting.co.uk

Bookmaker bet365 review by ArtBetting.co.uk

Germany bookmaker b.artbetting.de review by ArtBetting.de

Bookmaker Greece BET365 review by ArtBetting.gr

Back to top