Değişim , Gelişim ve İrtica

Şerafeddin Aktaş.

Toplumların müşterek inanış, anlayış ve ortak amaçlarının ifade ve tanımlanmasında kullanılan bazı kavram ve terimler; zamanla asıl anlamları dışına kaydırılarak, toplumun bir kesimini, diğer kesimin kabulsüzlüğüne ve ötelenmesine alet ederler. Bu, ya birilerinin dıştan yaptığı plan ve program, ya da iç uyuşmazlığın zamanla tezahür etmesiyle oluşur. Öyle ki, bir zamanlar toplum birlikteliğinin temel unsurlarından biri olan kavramlar, bir zaman sonra ayrışmanın öğesi haline gelir. Örneğin; bir zamanlar millet fertlerinin birlikteliğini pekiştiren “Tevhit” kavramı, yerinde ve gereğince kullanılmamasından dolayı bir kesimin tanımlanmasında ve toplumun ayrıştırılmasında kullanılır olmuştur. Diğer taraftan hiçte alakası olmamasına rağmen bazı kavramlar, ilgilisi olmayan toplumlarla ilişkilendirilerek, milletlerin iç ayrışmalarına sebebiyet vermektedir.

Buna verilecek en uygun örnek “Teokrasi” kavramıdır. Güncel olanlardan biri de, Müslüman bireyler ve toplulukların inanç ve kültürel literatüründe olmayan irtica’dır. İrtica kavramı, daha çok siyasi söylemlerde, zaman zaman bazı hücum ve savunmalarda tehdit ve şantaj olarak kullanılmaktadır. Bazen de irtica kavramının; bir kısım azınlık tarafından, çoğunluğa tahakküm için kimyasal silah nitelikli kullanıldığı görülmektedir. Neresinden bakılırsa bakılsın toplumumuzun; dil, din, kültür ve gelenek literatüründe olmayan irtica kavramı uzun yıllardır toplumsal huzurun kaçırılmasında başat bir kavram olarak birileri tarafından istismar edilmektedir. Öyleyse, nedir bu neme nem “irtica” nın iç yüzü?

Sosyolojik anlamda; geriye (eskiye) yönelme, özlem duyma, tutucu olma gelişim ve değişime tepki gösterme, ilkesiz ve kuralsız muhafazakârlık şeklindeki tanımlar, “irtica”kavramının en yaygın tanımlarıdır. Bu yaygın tanımlar, doğru kabul edildiğinde, irtica kavramıyla tanımlanmaya çalışılan; olay kişi ve kesimleri önümüze aldığımızda, aslında “irtica” kavramıyla hedeflenmek istenilen iktidar telaşı adına; inkâr, karalama, tahakküm ve ötelemek olduğu açıkça görülecektir. Özellikle ondokuzuncu yüzyılın yarılarından itibaren sıkça kullanılmaya başlanan bu kavram, kök itibariyle ait olduğu ilk dönem Müslüman Arap toplumunda kullanıldığı manasının çok dışında bir manayla ile siyasi bir söylem haline getirilmiştir.

Cumhuriyet dönemine gelindiğinde “irtica” kavramına dini, milli ve kültürel manalar yüklenerek inançlı bireylerin ve inanç içerikli olayların tanımlanmasında kullanılmaya başlamıştır. Kaynağını hatırlayamadığım bir bilgiye göre; ilk İslam toplumunda, Hz. Peygamberin (S.A) nin ölümünü takip eden süreçte bazı insanlar:”Artık Muhammet öldü. Din sahipsiz kaldı. O olmadığına göre getirdiği dinin de hükmü kalmamıştır. “ gerekçesiyle Müslümanlıktan vazgeçerler. Bunlara,” irtidat edenler, dinden dönenler anlamına” “Mürtet” denildi. Bazıları da: “Biz namaz kılarız, oruç tutarız ama zekat vermeyiz. “ diyerek inançlarının bir kısmından vazgeçip atalarının inançlarına dönerler. Bunlara da,” irtica ettiler, sözlerinden çaydılar, gerisin geri eski inançlarına döndüler” anlamında “Mürteci” denildi. İrtica kavramını, ilk dönemki manasıyla günümüzde kullanım biçimini karşılaştırdığımızda; dini muhteva bakımından bir benzerlik görülüyorsa da , inanış, anlayış, kabul ve uygulanış bakımından; dün dini emirlerden vazgeçenlere mürteci denilirken, bugün inançlarının gereğini yapmaya çalışanlar mürteci diye adlandırılmaktadırlar. Bu noktada, illa da birilerine irtica – mürteci denmesi gerekiyorsa bunun muhatabı; inandığını söylediği halde, dinin emir ve yasaklarının bir kısmını kabul edip, bir kısmını reddedenlerdir. Yıllardır inançlı insanları öteleyerek, tahkir ve tezyif ederek iktidarlarını korumaya çalışanların, irtica maskelerini birilerinin kafasına geçirip hedef tahtası olarak kullandıklarını görmek ve tanımak durumundayız.

Hemen her insanın tabii hakkı ve sorumluluğu olan; iyiye, güzele, doğruya yönelik değişim ve gelişimine engel olarak seslendirilen “İrtica” şamatalarını hiç bir Müslüman’ın üzerine almaması gerekir. Onlar, her irtica yaygaralarında tesettürlü, sakallı namaz kılan insanları TV’lerinde gösterseler bile .

Yıllarca “Dini emir ve kuralların hayatımızda uygulanmasının istemiyoruz” yerine “Teokratik nizam istemiyoruz” diye çığırtkanlık yapan korkakların, aynada kendilerine bakarak topluma “İrtica” korkusu salması, duyarlı, dikkatli inanlar için sinek vızıltısı hükmünde olmalıdır. Değilse, her irtica yaygarasında bu yaftayı üslenmek durumunda kalanlar, birilerinin haklılığına katkıda bulunurlar.

Son zamanlar siyasi ağızlardan da öteye, yetkili ve etkili kişi ve kurumların millet ve memleket adına verdiği güvenlik ve esenlik beyanlarında, terör, bölücülük ve irtica kavramlarının birlikte ifade edilmesi eğer planlı değilse, gaflet ve bilgisizliğin güncelleştirilmesidir.

Dini, milli ve kültürel değerlerin tarihselliği yoktur. Bu değerlerin mensuplarının, geriye doğru özenme ve yönelme anlamına irtica ve mürtecilikle hiçbir alakası olamaz. “İki günü birbirine denk olan ziyandadır.” Nebevi buyruğunun inananları, inançlarının gereğini azami ölçüde yaşadıkları sürece gelişme – terakki etmiş olacaklardır. İnandığını söyledikleri halde, işlerine geleni kabul, gelmeyeni inkar edenler, iktidarlarını koruma uğruna inananları irtica ve mürtecilikle tanımlayanlar, fiili irticacıdırlar. Üstad N. F.K’yin tespitiyle;

Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana

Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.

Her türlü terörün, bölücülüğün fiili irticacıların yok olduğu günlere…

Bookmaker betfair Bonus review by ArtBetting.co.uk

Bookmaker bet365 review by ArtBetting.co.uk

Germany bookmaker b.artbetting.de review by ArtBetting.de

Bookmaker Greece BET365 review by ArtBetting.gr

Back to top