Selef-Selefiyye Kavramları ve Türkçe Akaid Kitaplarındaki Muhtevâsı

Muhammed ÖNDER

Bu makâlemizi inşellah, iki Fasıl ve bir Netîce çerçevesinde ele alacağız: Birinci Fasıl, Selef Istılâhı veya mefhûmu ve muhtevâsı hakkındadır. İkinci Fasıl, Selef Kavramının Türkçe Akâid Kitaplarındaki Muhtevâsını bahis mevzûu etmektedir. Netîce de zamanımız akademisyenlerinin mes’eleyi anlamadan veya kasıdlı olarak mes’eleyi karıştırdıklarını anlatmaktadır.

----------------------------------------------

Birinci Fasıl

Selef Mefhûmu/Kavramı ve Muhtevâsı Nedir?

----------------------------------------------

Bu Fasıl dört mes’elede incelenecektir. Birinci Mes’ele, “Selef Kavramı,” İkinci Mes’ele, “Selef İtikadı, Selef Fıkhı Ve Selef Ahlâkı Kavramlarının Ma'nâsı”, Üçüncü Mes’ele, “Selef Kavramının Günümüzdeki Kullanımları Ve Kendilerini Selefe Nisbet Eden Mezhebler ve Fırkalar,” Dördüncü Mes’ele de “Bu Üç Selef Kullanışının Değeri” hakkında olacaktır.

----------------------------------------------

Birinci Mes’ele

Selef Mefhûmu/Kavramı

----------------------------------------------

Selef öncekiler demektir. Selef Asrı denildiğinde Sahâbe Asrı ya da Sahâbe, Tâbiûn ve Tebeu’t-Tâbiin’in yaşadığı dönem kasdedilir. Selef Mezhebi denildiğinde ise tabiatıyla bu üç dönem ulemâsının İslâmî kültürlerinin tamamı kasdedilir.

----------------------------------------------

İkinci Mes’ele

Selef İtikadı, Selef Fıkhı ve Selef Ahlâkı Kavramlarının Ma'nâsı

----------------------------------------------

Bu çerçevede bu dönemin itikad ile alakalı meselelerdeki kültürüne Selef İtikadı; amelî meselelerdeki İslâmî kültüre Selef fıkhı; ahlâkî meselelerdeki İslâmî kültüre Selef ahlâkiyâtı denir.

Selef İtikadı’nın tesbitinde esas belirleyici; Sahâbe-i Kirâm’ın inanç olarak Allah Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem’den öğrenip naklettikleri itikadi esaslardır; inanç esaslarıdır.

Tâbiûn ve Tebeu’t-Tâbiin ulemasının önemi bu inanç esaslarını koruyup sonraki nesillere aktarmalarındadır. Ve buna binaen yaşadıkları dönem Selef dönemine dahil edilmiştir.

Bu sebEple bir inanç amel ya da ahlâkın Selef’e nisbete edilebilmesi için onlardan sahih bir nakille nakledilmesi gerekir. Ve onlardan sahih bir senedle nakledilmeyen bir inanç amel ya da ahlâk Selef’in inancı, ameli ya da ahlâkı olamaz.

----------------------------------------------

Üçüncü Mes’ele

Selef Kavramının Günümüzdeki kullanımları ve Kendilerini Selef’e nisbet eden Mezheb ve Fırkalar

----------------------------------------------

Günümüz İslam dünyasında Selef inancı kavramına eserlerinde yer veren ya da onlardan nakiller yapan üç tâife vardır. Bunların Birincisi, Mâturîdi ve Eş’ariler, İkincisi İbn Teymiyye ve İbn Kayyim el- Cevziyye, İbn Abdilvahhab, Nasuriddin el-Elbani; Üçüncüsü de Cemaluddin Efgani, Muhammed Abduh, Reşid Rıza ve onların anlayışlarını benimseyenler.

----------------------------------------------

Birinci Tâife

Maturidi Ve Eş’arilerin Selef Anlayışları

----------------------------------------------

Mâturidiler ve Eş‘ariler eserlerinde Selefin mezhebinin eslem (daha güvenilir) olduğunda hem fikirdirler. Aralarından bir grup Selefin i’tikâdî anlayışını olduğu gibi devam ettirmeyi benimserken, diğer bir grup i’tikâdî esasları aklın ve felsefenin mahzurlu görmedikleri esasları çerçevesinde delillendirmek ve yorumlamakta bir beis olmadığını söylemişler ve İslam inançlarını özellikle de ilahiyatla alakalı meseleleri aklî ve felsefî metodlarla izah ve isbata girişmişlerdir.[1]

Selef itikadı ile yetinip onların delil ve izahlarını yeterli bulanlar da; inanç esaslarını aklî ve felsefî izahlarla isbat yolunu seçenler de, Selefin mezhebini tek doğru ve en hatadan uzak inanç olarak kabul etmişlerdir.

İkinci metodu seçenler itikadi esaslara özellikle de Sıfatullaha getirdikleri yorum ve izahların yaşadıkları çağın kültürüne sahip insanlar için, dinin doğrularını bir sapıklığa düşmeden anlayabilmelerinde çok önemli ve gerekli olduğunu düşünmüşlerdir. Hatta bu anlayışlarının inananlar için daha ahkâm (kuvvetli ve delillendirilmiş) olduğunu söylemişlerdir.

----------------------------------------------

İkinci Tâife

İbn Teymiyye Ve Talebelerinin Selef Anlayışları

----------------------------------------------

İbn Teymiyye ve bağlılarının Selef anlayışları Mâturidi ve Eş’arilerin Selef anlayışlarından en azından ilahiyat bahislerinde farklılık arzeder.

İtikadın diğer konularında aykırılıkları olduğu gibi kelam problemlerine cevaplarında da, Mâturidi ve Eş’ arilerden ayrıldıkları çok sayıda mesele vardır.

İbn Teymiyye ve tâbileri bu farklılığın üzerinde ısrarla ve büyük bir hassasiyetle dururlar.

İbn Teymiyye’nin ilahiyât anlayışının Mâturidi ve Eş’ari Selef anlayışından en temel farkı; âlemin hâdisliği meselesinde tezahür eder. İbn Teymiyye âlemin -Mâturidi ve Eş’arilerin aksine- tam olarak hâdis olmadığını öne sürer. Ona göre arş mahlûkâtın en üst mertebesidir ve varlığı kadim bin-nev’dir[2].

O, Mâturidi ve Eş’arilerin haberî ve müteşabih sıfatların manalarının ve ilminin onların doğrulukları kabul edildikten sonra Allah’ın ilmine havale edilmesi gerektiği şeklindeki görüşlerini şiddetle reddeder ve Selefin mezhebinin haberi sıfatların manalarının bilinmesi şeklinde olduğunu savunur.

İtidadi asılların isbat edilmesinde, felsefenin metotlarının kullanılmasının Selef’in metoduna aykırı olduğunu vurgular.[3]

Alemin cevher ve a’razlardan oluştuğu, bu ikisinin de hadis olmasına göre alemin de hadis olduğu; alemin hadis olduğuna göre her hadisin zorunlu olarak bir muhdise ihtiyacının olduğu, alemin muhdisinin de Allah olduğu şeklindeki isbat- ı vacib anlayışlarına da karşı çıkar. [4]

----------------------------------------------

Üçüncü Tâife

Cemaluddin el-Efgani ve Muhammed Abduh’un Selef Anlayışları

----------------------------------------------

Cemaluddin el–Efgani’nin inanç itibarıyla kökeninin Sünnî olmadığı genel kabul gören bir husustur. O Necef Şii ulemâsından Murtaza el-Ensari’nin Tahran Şia’sının büyüklerinden Akasıd Sadık’ın öğrencilerindendir.[5]

Onun İslam dünyasında yaygın inanç ekollerinden birisini açıkça destekleyen bir i’tikâdî yönelişi gözlemlenmemektedir. Ama o sadece dehrî değildir. Kendisini Afganlı bir Sünnî olarak tanıtırsa da bir Sünnî alim değildir. Şii eğitimi aldıysa da açıkça Şii öğretiye davet etmemiştir.

Dolayısıyla o Mâturidi, Eş’ari ya da İbn Teymiyye’nin anlayışından farklı bir Selef ve Selefilik anlayışı içindedir. Tabiri caizse bütün i’tikâdî, fıkhî ve ahlâkî sünnet ekollerinin ötesinde ve üzerinde aklen Allah’ı bulmaya davet eden; bazı araştırmacıların da dedikleri gibi –Mu’tezile’yi bile geride bırakan- bir ‘Selefi’ anlayışa sahiptir.

Onun için, sonraki dönemde ortaya çıkan ve Mu’tezile’den sadece imamet anlayışında ayrılan salt akılcı Şiilerin düşünce tarzına sahip bir filozoftur denilse yeridir.

Takipçisi Muhammed Abduh da onunla tanıştıktan sonra daha bir yoğun şekilde mantık, ilahiyat, astronomi, metafizik konularını gündemine almıştır. Diğer taraftan Mısır’ın milli ve fikri kurtuluş hareketinin öncülüğünü yapmıştır.

Risaletu’t Tevhid isimli eseri muhtevası itibarıyla İbn Sina sonrası bilenen çizgiyi izlemektedir. [6]Ama o kendisine ve arkadaşlarının hareketine Selefi hareket adını verir. [7]

--------------------------------------------

Dördüncü Tâife

Bu Üç “Selef” Kullanışının Değeri[8]

----------------------------------------------

Kelam ve felsefeyi mezmum kabul eden Selefilerle Muhammed Abduh ve anlayışının uyuşmayacağı açıktır. İbn Sina ve çizgisinin Asr-ı saadet kültüründen ve anlayışından uzaklığı ise herkesin malumudur.

Diğer taraftan hayatını Şiilerle mücadeleye adamış olan İbn Teymiyye’nin takipçileriyle; bir Şii ile beraber hareket edebilen hatta Şii-Sünnî mezheplerinin birleştirilmesi teşebbüsünün öncülerinden olan bir ekolün uyuşması düşünülemez. Selefilere göre Şii Sünnî birleşmesi iman-küfür birleşmesi gibi bir şeydir.

Kendisini her ne kadar Selefî olarak nitelese de Muhammed Abduh ve ekolünün ne Suudi Arabistan’daki Selefilik hareketiyle ne de Mâturidi-Eş’ari ekolünün sahabe ve tâbiundan naklettikleri i’tikadlarla bir alakası vardır. Onun Selefiliği kasıtlı ya da kasıtsız bir isim benzerliğinden öte bir şey değildir.

Netice itibarıyla bu hareket de kendi ifadelerinden anlaşılacağı üzere esasen bir doğru inancın tesbiti ve gereği üzere salih amele davet, hareketi değil bir vakıaya başkaldırı hareketidir. Ama inancı belli olmayan ya da inanç değerleri net olmayan (ön planda olmayan) bir başkaldırı hareketi Sahabe’nin i’tikadının ihyası gibi bir temel hedefi de yoktur. İslam dünyasında oluşan amelî-fıkhî ekollerin birleştirilmesi suretiyle müslümanların vahdetinin temini gibi bir gaye-hedefleri olduğunu söylemişlerdir. En basit manada bu söylemlerinin bile Selef akidesi ve tavrıyla bir ilintisi yoktur.[9]

İbn Teymiyye, Mâturidi ve Eş’ari Selef anlayışından farklı olduğunu ısrarla savunduğu Selef inancının kendi naklettiği gibi olduğunu isbat etmek için büyük gayret sarfetmiştir.

Ona göre alem ezelden beri Allah’la birlikte vardır. haberî sıfatların manaları bilinir. Allah’ın kelâmı harfler ve seslerledir. Allah’ın cismi vardır bizim cismimize benzemez. Allah’ın hakikaten eli vardır. Allah’ın hakikaten arşa istiva ettiğine inanmayan kafirdir. İman dairesinde kalabilmek ya da olabilmek için hakikaten istiva etmiştir demek gerekir bu sıfatlara iman ettik manalarını bilmeyiz demek yeterli değildir. Keyfiyetini bilemesek de Allah’ın hâdis olan şeylerin içine girmesi caizdir, vâkidir.

Hâsılı, Cemalüddin Afgani ve arkadaşlarının i’tikâdâ bir daveti olmadığı ortadadır. Dolayısıyla Selef’i temsil etmeye zaten talip değillerdir.

İbn Teymiyye ve ashabının Selef mezhebi diye anlattıkları anlayışın Asr-ı saadette örneği yoktur. Kur’an ve Sünnet naslarının yalın manalarında göremediğimiz çok sayıda nazariye içermektedir.

Mâturidi ve Eş’ari ulemânın Selef’in mezhebi hakkındaki tesbitleri Kur’andaki ilgili ayetler, Sünnetteki hadisler ve Selefin büyük imamları Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafii ve Ahmed b. Hanbel’in Sahabe-i Kirâm’dan naklettikleri tavırla örtüşmektedir. Ve kanaatimizce Selefin Mezhebini onların anlayışı temsil etmektedir.

Bu üç farklı yönelişten Mısır’daki hareket Ehl-i Sünnet kökenli ama dejenere olmuş bir harekettir. İbn Teymiyye ana çizgisindeki hareket onun aşırılıklarını yanlış ve abartılı yorumlarını tedavi edememiş bir harekettir. Mâturidi ve Eş’arilik ise Ehl-i Sünnet’i temsil etmektedir. Aralarında günümüzde halefin tavrı değil Selefin tavrı yaygındır.

Makalemiz bu üç farklı anlayışın aynı şey zannedilmesinin yanlışlığına işaret etmeyi hedeflediğinden delil zikretmedik.

----------------------------------------------

İkinci Fasıl

Selef Mefhûmunun /               Kavramının Türkçe Akaid Kitaplarındaki Muhtevâsı

----------------------------------------------

Bu İkinci Fasl’ı da İki Bahis’de inceleyeceğiz: Birinci Bahis; Türkçe Akaid ve Kelâm Kitaplarından Bazılarında Selef ve Selefiyye kavramlarına Getirilen Yorumlar, İkinci Bahis de Selefiyye Hareketiyle Selef Mezhebinin Arasındaki Farklılıklar, hakkında olacaktır.

Evvelâ şu noktaya parmak basalım: Ülkemiz kelam ilminin akademik önderlerinden Prof Dr. Bekir Topaloğlu, Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı, Prof. Dr. Ahmed Saim Kılavuz ilgili eserlerinde Selef ve Selefilik kavramlarına ayırdıkları bölümlerde Selef ve Selefilik kavramlarını eş anlamlı olarak kabul etmektedirler. Ya da birini bir diğerinin devamı gibi nitelemektedirler.

Bu ise vakıaya terstir. Ve konu tekrar gözden geçirilmeye muhtaçtır.

--------------------------------------------

Birinci Bahis

Türkçe Akaid ve Kelam            Kitaplarından Bazılarında Selef ve Selefiyye Kavramlarına Getirilen Yorumlar

----------------------------------------------

Akâid ve Kelam müelliflerinin eserlerinin ilgili bölümlerinde verdikleri bilgiler bu yanılgıyı açıkça göstermektedir.

“Selefiyye: Sahabe ve Tabiun mezhebinde bulunan fukaha ve muhaddislerdir” şeklinde tarif olunmaktadır.[10]

Selefiler Hz. Muhammed sallal-lâhu aleyhi ve sellem ile görüşen müslümanlarla onlarla görüşen ikinci kuşak müslümanların öğretilerini sürdüren Fıkıh ve Hadis âlimleridir. Müctehidlerin tümü Selefidir. Selefiler bilgi kaynağı olarak duyu akıl ve nakli kabul ederler.[11]

“Selefiyye: İlk alimler, geçmiş İslam büyükleri manasına gelen bu terim akaide, nasda varid olanı -müteşabihatı ile birlikte- aynen kabul edip teşbih ve tecsime düşmemekle beraber te’vile gitmeyen Ehl-i Sünnet-i Hâssa’yı ifade eder. Şüphe yok ki Rasulullah ile Ashab-ı Kirâm’ın akaidde takip ettikleri yolu doğrudan doğruya izleyen Selefiyye’dir. İlk asırda İslam dünyasında hakim olan akide Selef akidesiydi.” [12]

“Bu zümre Kur’an ve Sünnette belirtilen esaslara akıl ve re‘y’e müracaat etmeksizin ve te’vile başvurmaksızın olduğu gibi inanmaktadır. Allahın sıfatları ve sair itikadi konularda tafsilata girişmeyip inceden inceye fikir yürütmektedirler. Nasları aynen kabul ederek müteşabihleri ve zor meseleleri çözmek için aklın hakemliğine veya tevile yanaşmamaktadırlar. Allahın arşı, eli , gelmesi ve benzeri ayetlerin anlamı hakkında fikir yürütmemek gerekir demektedirler.

Mamer b. Raşid, Evzai, Süfyan es Sevri, Malik b. Enes, Süfyan b. Uyeyne bu görüştedirler. Hanefi, Şafii, Maliki ve diğer Ehl-i Sünnet mezheplerinin ilk alimlerinin Selefiyye’den olduğu söylenilir.[13]

Selefiyye’nin yolu İzmirli İsmail Hakkı’ya göre yedi esasa dayanmaktadır.[14]

Selefiler ya da Eseriler başlıca iki döneme ayrılırlar: İcmal ve tafsil dönemleri. İcmal dönemini açan İmam Azam Ebu Hanife’dir. Tafsil dönemini açan Ebu’l- Abbas İbn. Teymiyye’dir. İbn Teymiyye zamanına kadar süren icmal dönemine son verdi. Artık eserler ayrıntılara inilerek yazılıyordu. İbn Teymiyye Minhâcu’s-Sünne ve Kitabu’l-Akl ve’n-Nakl adlı yapıtları ile Selef mezhebine muhalif kelamcıları filozofları bâtınileri şiddetli biçimde reddediyordu.”[15]

Selef mezhebi İbn Teymiy-ye’den sonra talebesi İbn el-Kayyim el Cevziyye tarafından hararetle savunulmuştur.[16]

İbn Teymiyye’nin başlattığı Selefiyye’nin canlandırılması faaliyeti bu devrelerden sonra çağımızın bazı modernist Müslümanlarınca da sürdürülür. Mesela moder-nistler arasında bu cereyanın öncülüğünü Mısırlı Muhammed Ab-duh yapmıştır. M. Abduh ve Reşid Rıza baştan itibaren İbn Teymiyye ve metodolojisinin hayranı olarak Selefiyye’nin ihyası için gayret göstermişlerdir.[17]

Selefyyenin üzerinde birleştikleri husus Allah Teâlâ’yı teşbih ve tecsimden tenzih etmek için müteşabihlerden kaçınmak ve üzerlerinde fikir yürütmemektir.[18]

----------------------------------------------

İkinci Bahis

Selefiyye Hareketiyle Selef Mezhebinin Arasındaki Farklılıklar

----------------------------------------------

Kanaatimizce Selef ve Selefilik kavramlarına getirilen bu açıklamalar, hem vakıayla hem de klasik akide ve kelam ve mezhepler tarihi kitaplarındaki kullanımla farklılık arzetmektedir.

Şöyleki;

1-Selef kavramı akide -kelam eserlerinde kullanılan bir kavramdır. Ve müelliflerin ifade ettikleri mana Maturidi- Eş’ari ekolünün nakline ve anlayışına uygundur. Ama günümüzdeki yaygın kullanımıyla Selefiyye kavramının aslı yoktur.

2. Sözkonusu ettikleri Selef kavramı ve içeriği Eş‘ari-Mâturidi akaid ulemâsının ilk üç asırdan naklettikleri Selef itikadı anlayışına uygundur. Bir başka deyişle bu anlayış Eş’ari-Mâturidi ulemânın eserlerinde ifade ettikleri anlayıştır.

3.Selefiyye kelimesinin bir kavram olarak kullanılışı ve yaygınlaşması Suudi Arabistan’daki Muhammed b. Abdulvehhab’ın hareketinden sonra ortaya çıkmış bir kullanımdır. Bu hareketin bağlıları kendilerine İbn Teymiyye’nin hareketini örnek almışlar ve yaygın olan Mâturidi ve Eş’ari ekollerinden farklılıklarını izah ederken, biz Selefin mezhebine bağlıyız, “Selefiyiz” demişlerdir. Kendilerini Selef’e nisbet eden bu harekete Selefiyye denilmiştir.

4.Müelliflerin i’tikadlarını aynı kabul ettikleri Selef ile Selefiyye’nin itikadları farklılık arz ederler. Her şeyden önce Selefiyye’ye göre Selefin itikadı el-Gazali’nin itikadından ve Gazali’nin Selef’e isnad ettiği i’tikadden tamamen farklıdır. Selefiyye hareketi el-Gazali’yi muteber bir ilim adamı dahi kabul etmez.

5. Suudi Arabistan’da yaygın olan Selefiyye hareketi kendilerini İbn Teymiyye’yi örnek aldıklarından müteşâbihâtta mananın Allahın ilmine tafvid edilmesine (havale edilmesine) şiddetle karşı çıkarlar ve müteşâbihâtın manalarının bilinmesinin zorunlu olduğunu söylerler. Hatta Eş’ari ve Mâturidileri ve onların Selef anlayışı diye niteledikleri anlayışı eleştirirken onların Selef anlayışlarını: “onlar nasıl bir ilaha inandıklarını bilmeyenlerdir” halef anlayışlarını da “bu anlayış Allah’ın sıfatlarını iptal etmektir” diye niteleyip, her iki anlayışın da hatalı olduğunu hatta küfür olduğunu ısrarla savunurlar.

6. Selefiler Allah’ın müteşabih sıfatlarının hakikaten var olduğunu kabul etmeyeni müşrik ve kafir olarak nitelerler. Ama Mâturidi ve Eş’ari ekolünün nakline göre olan Selef itikadında böyle bir itikad yoktur.

----------------------------------------------

Netîce

----------------------------------------------

Bütün bu farklılıkların da göstereceği üzere Selef ve Selefilik kavramlarının eşanlamlı olarak, ya da birbirlerinin devamı olan anlayışlarmış gibi kullanılmaları bir hatadır. Ülkemiz ilim adamlarının hala bu hareketleri anlamamış dolayısıyla da okumamış olmaları derin teessür sebebidir.

Son dönem Türk müelliflerinin bu yaygın yanlış kullanımdaki üstadı bütün müelliflerin kendisinden nakilde bulunmasına bakılırsa İzmirli İsmail Hakkı’dır. İzmirli, Gazali’nin Selef mezhebinin karekteristiği ile ilgili tesbitlerini Selefilere uyarlayınca bu hataya düşmüştür.

İbn Teymiyye’nin eserlerini inceleyen ya da Selefilerin eserlerini inceleyen, en azından Suudi Arabistan’daki ders kitaplarını inceleyen birisi bu farkılılığı kolayca kavrayacaktır. İbn-i Teymiyye’yi incelemiş olması gereken İzmirli’nin bu hataya düşmesindeki âmil araştırılmalıdır. Tabii diğer müelliflerinki de...

[1] Bu ikinci yönelişin temel âmili felsefenin temel metinlerinin Arapça’ya terceme edilmesinden sonra oluşan gündeme İslâmî bir tavır koyma arzusudur.

Bu grubun inanç ilminde yer almayıp felsefenin i’tikâdî problemlerinden olan bazı meselelere de İslam inancı açısından çözümler ürettikleri de olmuştur. Henüz i’tikâdî izah ekolleri oluşmadan önce ,Selef inancı ve tavrını bilen ve itikad eden ilim adamlarının dönemindeki durum bu minvaldedir. Mâturidi ve Eş’ari ekollerinin oluşumunun başlangıç noktası da bu noktadır.

[2] İbn Teymiyye istiva sıfatını isbat için Allah’ın ezelden beri sonsuz sayıda arşı yaratıp sonra yok ettiğini iddia etmektedir. Onu bu iddiaya mecbur kılan, haberî sıfatların manalarının bilineceği iddiasıdır. Ona göre Kur’an’da manası bilinmeyen bir ilahi sıfat yoktur. İstiva da oturma ve yükselme gibi manalara gelmektedir. Bu sıfatın bu manaya geldiği sabit olduğuna göre; bu arşın ezelden beri varolmasını zorunlu kılmaktadır. Aksi halde Allah’ın istiva sıfatı sonradan olmuştur, hadistir, denilmesi gerekecektir ki, Allah’ın sonradan olan bir sıfatı olmayacağından bu küfürdür. O halde arş kadim bir nev olmalıdır.

[3] Ama kendisi “Evveli olmayan hâdisle” fikrini onlardan alır.-Nâşir

[4] Bu karşı çıkışın kökeninde de yine onun alemin bir tür ezeli olduğu şeklindeki inancı etkilidir. Ve o bu görüşleriyle ; evvel olan Allah ın mahlukattan önce de var olduğu ; muhtar olan Allah ın dilediğinde ve dilediği şekilde yarattığ ı ; Allah ın herşeyi yoktan var ettiği, şeklindeki islam inanç esaslarıyla çelişkiye düşer.

[5] Bkz. İslam Felsefesi Tarihi . Macit Fahri s. 301

[6] .Bkz. İslam Felsefesi Tarihi, Macit Fahri, s. 307

[7] Age s. 308

[8] Mâturidi-Eş’arilerle Selefiyye’nin anlayışları arasındaki farklar hakkında değerlendirmeler için ‘Haberi Sıfatlara İman da, Mananın Allahın İlmine Havale Edilmesi Metodu Ve Ehli Sünnetin Konu Hakkındaki Görüşünün Tesbiti’ isimli makalemiz okunmalıdır.

[9] Felsefe tahsil etmiş ve düşüncesi gelişmiş bir ilim grubunun İslam ümmetinin vahdetini, amelî noktada sağlama teziyle ortaya çıkması samimiyse aptalcadır. Yoksa haincedir.

[10] .Yeni İlmi Kelam, İzmirli, I.98 Bkz. Çağımızda İtikadi İslam Mezhepleri, E. R. Fığlalı, s. 69

[11] İslamda Felsefe Akımları, İzmirli, s. 22

[12] Kelam İlmi Giriş, Bekir Topaloğlu, s. 113

[13] Çağımız İtikadi İslam Mezhepleri, E. R. Fığlalı s. 69, 70

[14] Bkz. Age s. 70-71

[15] age s. 34, 35

[16] age E. R. Fığlalı s. 73

[17] age E. R. Fığlalı s. 73

Müellifin bu değerlendirmesi delile muhtaçtır. İbn Teymiyye’nin metodolojisinin hayranı olanların nasıl olupta felsefî yönelişleri ihya ve Şii Sünni birlikteliğine davet ile ömürlerini geçirdiklerini anlamak oldukça güçtür.

[18] age E. R. Fığlalı S. 72

Bu değerlendirme İbn Teymiyye ve ekolü için hatalı bir değerlendirmedir. Bilakis İbn Teymiyye ve Selefiler müteşâbihâtın anlaşılabilirliğini isbat için hayatlarını vakfetmişlerdir.

Bookmaker betfair Bonus review by ArtBetting.co.uk

Bookmaker bet365 review by ArtBetting.co.uk

Germany bookmaker b.artbetting.de review by ArtBetting.de

Bookmaker Greece BET365 review by ArtBetting.gr

Back to top