Bir Hadis Tahlili

Abdurrahman Güzel

Mecmuamızın geçmiş sayısında Hâce Muhammed Ma’sûm kuddise sirruhû’ya aid bir mektüb neşredilmişdi. O Mektub’da Tarîkat’da elde edilecek Kemâlât-ın/yükselmelerin ve üstünlüklerin medârının/dayandığı temelin Kurb-i Nevâfil/Nafilelerle Allah’a yaklaşmak olduğu anlatılmıştı. Bu mesele etrafında hâsıl olan tereddüd cevablandırılmıştı.

Tasavvuf ehline “çok mühim meseleleri bırakıp -hâşâ- küçük işlerle uğraşmak” töhmetini revâ görenlerin vesveselerinin menşei burası olsa gerektir. Halbuki onlara böyle bir süflî yakıştırmayı yapanlar kendilerinin büyük mesele dedikleri hususlarda ithâm ettiklerinden ve herkesten daha çok yaya oldukları gün gibi âşikârdır.

Bu pak yolun mensublarının Nafilelere gösterdikleri ileri seviyedeki ihtimâm onların Farzlara ehemmiyet göstermemesi manasına asla gelmez. Aksine onlar şu Nâfilelerle sözü edilen Farzları tahkîm ve takviye ederler. Nâfileler hususundaki hassasiyet ve titizlikleri ile Farzlar hakkındaki ihtimâmlarını bilvesîle kat be kat artırmış olurlar.

Buna ilave olarak da şu Nafileler onların Farzlarının tamamlanması ve farzların semerelerini vermesi neticesini getirir. Unutmamak lâzımdır ki, binâlar birket ve tuğla gibi düz malzemelerle yapılırlarsa ince taşlarla düzeltilmeye ihtiyâc duyulmaz. Lâkin düz olmayan taşlarla yapılacaklarsa şu küçük ve ince taşlara mutlaka ihtiyâc olur; duvarlar onlarsız düzgün olmaz.

Farzlar da böyledir. İnceliklerde, niyyetlerde ve ihlaslardaki noksanlıklar yüzünden hemen hemen hiçbir zaman düzgün olamayan farzların tatavvu’larla/ nâfile-lerle düzgün hâle getirilmeye ihtiyâc hâsıl olur.

    Bu yazımızda işte bu meseleyi ortaya koyacak ve açıklayacak olan Nebevî bir sözü incelemeye çalışacağız.

إِنَّ اَوَّلَ مَا يُحَاسَبُ بِهِ الْعِبْدُ يَوْمَ الْفِيَامَةِ مِنْ عَمَلِهِ صَلاَ تُهُ فإِنْ صَلُحَتْ فَقَدْ أَفْلَحَ وَ أَنْجَحَ وَإِنْ فَسَدَتْ فَقَدْ خَابَ وَخَسِرَ فَإِنْ إِنْتَقَصَ مِنْ فَرِيضَتِهِ شَيْئًا قَالَ الرَّبُّ تَبَارَك وتعالي أُنْظُرُوا هَلْ لِعَبْدِي مِنْ تَطَوُّعٍ فَيُكَمَّلُ بِهَا مَا إنْتَقَصَ مِنَ الْفَرِيضَةِ ثُمَّ يَكُونُ سَائِرِ عَمَلِهِ عَلَي ذَالِكَ

    Ebu Hureyre’den rivayet edilmiştir; Resûlüllah sallallâhü aleyhi vesellem’i şöyle derken işittim:  

    “Kulun kıyamet gününde ilk hesaba çekilecek olduğu ameli namazıdır. O Salih/tam ve düzgün olursa kurtulmuş ve kazanmıştır. Bozuk olursa, artık zarar etmiştir. Farzdan bir şey eksik yaparsa, Rabb tebâreke ve teâlâ şöyle buyurur: Bakın kulumun herhangi bir nafilesi var mıdır? Onunla farzdan eksileni tamamlanır. Sonra, diğer amelleri buna göre olur.”[1]

     Allâme Yûsuf el-Bennûrî bu hadisin şerhinde şöyle diyor: Bu babda (başta yazılı olan) şu hadis gelmiştir  العبد إن أول ما يحاسب به  يوم القيامة الصلاة  ”Kulun Kıyâmet gününde ilk hesaba çekileceği şey (amel) namazdır.”

    Bunu, Ahmed İbnü Hanbel [2] ve diğer üç Sünen sahibi[3] (Ebu Dâvûd, Tirmizî, Nesâî) ve Hâkim “el-Müstedrek”de[4] rivayet etmiş ve (Hâkim) sahih olduğunu söylemiştir. (Sağlamlığı) hakkında Ebû Dâvûd ve Münzirî konuşmamışlardır. Kezâ, Nesâî’nin ricâli de -‘Irâkî’nin de dediği gibi- Sahîh’in ricâlidir. Kısacası hadîs bazı tarîkleriyle Ebû Hureyre’den Sahîh olarak gelmiştir. Yine bu hadîs Ebû Dâvûd ve İbnü Mâce’de Temîmu’d-Dârî’den de sahîh yolla gelmiştir. Ayni şekilde Hâkim[5] ve ‘Irâkî de onu sahîh bulmuşlardır. Öyleyse, muâraza / çelişme anında kan davalarıyla alâkalı olarak gelen hadîsin Sahîh’de bulunmakla tercîh edilmesinde bir mana yoktur. Üstelik onlardan her birisi -ileride de geleceği gibi- bir hadîsde gelmiştir. İbnü Hacer el-Heytemî, “ez-Zevâcir”de hadîsin metnini bütün lafız ve kaynaklarıyla sayıp dökmüştür.[6]

    (Öte yanda bu hadîsle çelişir gibi görünen) إن أول ما يقضي بين الناس في الدماء  “(Kıyâmet gününde kurulacak olan büyük mahkemede) insanlar arasında ilk verilecek hüküm kan(da’vâ)lar(ı) hakkında olacaktır” hadîsi (de) gelmiştir. Bunu, (Ahmed[7]), Buhârî,[8] Müslim[9] (ve Tirmizî[10]) Abdullah İbnü Mes’ûd dan rivâyet etmiştir. Buhârî bunu“er-Rikâk”da ve “el-Hudûd”da[11] rivâyet etmiş olup lafzı budur. Feth(u’l-Bârî)’de (12/166) şöyle denilmektedir: Burada şuna tenbîhte bulunacağız: Nesâî bu ikisini tek bir hadîsde rivâyet etmiştir; onu Ebû Vâil yoluyla İbnü Mesûd’dan merfû’ olarak getirmiştir:

أول ما يحاسب به العبد الصلاة و أول ما يقضي بين الناس في الدماء

 “Kulun ilk hesâba çekileceği şey (amel) namazdır. İnsanların arasında ilk yapılacak mahkeme de kan(da’vâ)lar(ı)dır.”[12]

    Âlimler birinciyi Allah’ın hukûkuna, ikinciyi de kulların hukûkuna hamletmişlerdir / yormuşlardır. Nitekim bunu, -bazılarının da aktardığı gibi- İbnü Dakîk el-‘Îd, “İhkâmu’l-Ahkâm”da Kısas(Bâb’ın) da, ‘Irâkî ise, “Şerhu’t-Tirmizî”de, zikretmiştir. Bunu kezâ el-Bedru’l-‘Aynî, “el-‘Umde”de (10/663, 11/188)[13], (İbni Hacer) “el-Feth”de (13/211)[14] ve es-Süyûtî Zehru’r-Rubâ’da zikretmiştir.

    Muhtemeldir ki, çelişme şöyle def edilebilir/giderilebilir: “Hesâb”, “ka-dâ”dan başka bir şeydir. İlk “hesâba çekmek” namaz hakkında, ilk “mahkeme” de insanların kan(da’vâ)ları hakkındadır. Sonra bunu/te’lîfi Şeyh Halîl Ahmed rahimehullah’ın el-Bezlü’l-Mechûd unda gördüm.

    Sonra, bu Muhâsebe ve Kadâ’nın hangisi diğerinden evvel yapılacaktır? Bu suâle şöyle cevâb verilmiştir: İş tevkîfîdir/nass ile bilinebilir bir şeydir. Hadîsin zâhiri Allah’ın haklarının hesâba çekilmesinin önce geldiğidir. Allahu a’lem…

   Âlimler “nâfilelerin farzları telâfî etmesi” hususunda anlaşmazlık içindedirler:

   Denilmiştir ki, kişi ömrü boyu nâfile kılsa da nâfile farzı telâfî ed(e) mez. O halde bu anlayış yoluna göre hadîsden anlatılmak istenen, nâfilelerle, farzların kendileri değil de farzlara giren Sünnetlerin terk edilmesi ve başka eksikliklerin tamamlanmasıdır. Zehru’r Rubâ’da olduğu gibi, Beyhakî ve Kûtü’l-Muğtezî’de de olduğu gibi ‘Irâkî bu görüştedir.

    Denilmiştir ki (nâfileler) farzları telâfî eder. Kâdî Ebû Bekr İbnü’l-‘Arabî bu görüşü seçmiş ve (hadîsde geçen) “diğer amelleri de böyledir” sözü sebebiyle en açık olan da budur demiştir. Halbuki zekâtta ancak farz ve fazl/tatavvu’ vardır. Farz zekât farz olmayan sadaka ile tamamlanınca namaz da öyle olur. (Farz namazlar nafilelerle tamamlanır.) Allah’ın fazlı her şeyden (ihsândan) geniş olan (fazl), va’di de en çok yerine getirilen (vaad), cömertliği de (her Cömertlikten) daha geniş ve tamamdır. Bunu Süyûtî, “ez-Zehr”de ve “el-Kût”da (O’ndan) aktarmıştır.

    (Tirmizî Şerhi Meârifu’s-Sünen’i) Yazan (el-Bennûrî) şöyle demiştir:

   “Heysemî’nin ez-Zevâid’inde şöyle vardır: Hadiste şöyle gelmiştir: من صلي صلاة لم يتمها زيد عليها من سبحته “Kim bir namaz kılar da  namazını tamamlamazsa O’na nafilesinden eklenir.”[15] Başka bir rivâyette de حتي تتم/”tamamlanması içün”[16] ilâvesi vardır.

    (Heysemî bu iki rivâyet için de şöyle dedi:) Bun(iki rivâyet)i Tabarânî el-Kebîr’inde rivayet etmiştir ki (ikisinin de) ravileri güvenilir kimselerdir. Heysemî’nin Zevâid’inde (bu hususta) başka hadisler de vardır. O halde bu iki görüşün de (kılınmayanların ve kılınıp ta eksik kalanların tamamlanması görüşünün) de kabul edilmesi evla olandır.

    Burada İbnü Abdi’l-Berr’e ait bir üçüncü görüş daha vardır.

    İbnü Abdi’l-Berr şöyle demiştir: Bana göre bu hadisin manası farzda sehv eden veyahut onu unutan kimsedir. Kim onu kasden terk ederse o, nafileden asla tamamlanmaz. Çünki bu büyük günahlardandır. Ki onu ancak yerine getirmek siler. Onun tevbesi yerine getirilmesidir. Nitekim el-Evcez’de Zürkânî’den naklen böyle denmiştir.[17] (Bennûrî’den Nakil Bitti.)

    Bu görüşlerden -kanaatimizce- en doğru olanı İbnü Abdi’l-Berr’in görüşüdür:

    Yanılarak ve unutarak yapılan farzların kendilerinin tamâmen terki veya onların içindeki farzın altındaki sünnet ve vâcib şeklindeki noksanlıklar fazl-ı ilâhî ile nâfilelerle telâfî edilecektir. Yoksa kasden terk edilen farzlar veya farzlardaki farz olamayan eksikler nâfilelerle tamamlanmayacaklar. Nitekim İmâm Rebbânî kuddise sirruhû’nun da buyurduğu gibi binlerce nâfile (kasden terk edilen) bir farzın yerine geçmez.

    Hâsılı, ibâdetlerin kemâli ve zevk hâline intikâli onların Nevâfil ile tahkîm ve takviyesine bağlıdır. Nâfilelerin kaldırılması da farz ibâdetlerin başta meyve vermesini yok etmek, ileride de temelinden kaldırılması yolunda ğâfilce veya hâince atılan bir adımdır.

[1]  Tirmizî (413) Tirmizî, şöyle dedi: Bu babda Temîm ed-Dârî’den hadis vardır. Ebu Hureyre hadisi bu yolla Hasen Ğarib bir hadistir. Bu hadis Ebu Hureyre’den başka yolla da rivayet edilmiştir. Hasan(-i Basrî)’nin talebelerinden biri Hasan’dan, O da Kubeyse İbnü Hurays’den bu hadisten başkasını rivayet etmiştir… Bu hadisin benzeri, Enes ibnü Hakîm yoluyla da Ebu Hureyre rivâyetiyle Nebi sallellâhu vesellem’ den nakledilmedilmiştir.

[2]  Ahmed İbnü Hanbel, (23096,16886,16891,16567,20570)

[3]  Bir takım küçük lafız farklılıklarıyla, Ebû Dâvûd (864,865,866), Tirmizî (413), Nesâî, Salât:9 (1/233-234)

[4]  Hâkim: 1/262

[5]  Hâkim: 1/262, Zehebî de Telhîs’inde O’nu tasdîk etmiştir.

[6]  [Ez-Zevâcir: 1/106-107]

[7]  Ahmed İbnü Hanbel, (3674,4213,4214)

[8]  Buhârî (6533,6864)

[9]   Müslim (1678)

[10] Tirmizî (1896,1897)

[11]  Bizim bulduğumuz “el-Hudûd”da değil, “ed-Diyât”da olup ortada bir kalem sürçmesi vardır. Allâhu a’lem.

[12]  Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ (3453) İlmiyye baskısı

[13] Bennûrî’nin elindeki nüshâ elimizde yoktur.

[14] Dârü’l-Fikir baskısı

[15] Mecmau’z-Zevâid (2/291).

[16] Aynı yer.

[17] Yûsuf el-Bennûrî, Meârif’üs-Sünen (4/52-54 [el-Mektebeü’r-Reşîdiyye Karaşi Pakistan])den küçük tasarruflarla tercüme.

Bookmaker betfair Bonus review by ArtBetting.co.uk

Bookmaker bet365 review by ArtBetting.co.uk

Germany bookmaker b.artbetting.de review by ArtBetting.de

Bookmaker Greece BET365 review by ArtBetting.gr

Back to top