Yeni Safeviler ve Şii Dolunayı

Mustafa Özcan

Muhammed Zâhid el-Kevseri “Min iberi't târih: El Keydü Lil İslam” adlı küçük hacimli ama aynı zamanda önemli eserinde 20'inci yüzyılın başlarında Behre veya Bohra denilen Ağa Han'a bağlı Şii İsmaili grubun Ezher'in Fatimilerle bağlarını ihya etmek için yoğun girişimlerde bulunduklarını ve amaçlarının yeniden birgün Ezher'i ele geçirmek oluğunu yazıyordu. Kevseri'nin uyarılarından yarım yüzyıl sonra Enver Sedat döneminde grup Mısır'da eski Fatimi eserlerini ihya etmek için harekete geçmiş, yatırımlar yapmış ve bazı tarihi mekanları almış ve restore etmişti. Mısır da buna turizm gelirleri açısından bakarak razı olmuştu. Kevseri Şiilerin umumen ötedenberi Ezher'e sızmak istediklerini ve bunlara karşı uyanık ve dikkatli olmanın gereğinden sözetmiştir. 'Hayat boşluk kaldırmaz, boşluk doldurulur' denmiştir.

Gerçekten de İmam Rabbani'nin özellikle Güney Hindistan Müslümanlarının Hind kültür ve gelenek deniziyle çevrili olarak bu havzanın içinde boğulma ve inançlarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını söylemesi yabana atılamayacak; zamanında yapılmış bir uyarıydı. Aynı uyarının zaman ötesi yankı ve yansımalarından birisi de Muhammed Yusuf Kandahlevi'nin Hayatu's Sahabe'yi yazmasıyla birlikte Hind Müslümanlarını sahabi modeliyle ve onların aşk ve şevkiyle yeniden gayrete getirme, diriltme hareketiydi. Hayatu's Sahabe bunun için yazılmıştı. Hayatu's Sahabe sadece ölü sineleri diriltmekle kalmamış aynı zamanda muhtemel teşeyyü dalgalarına karşı da barikat ve bariyer olmuştur. Güney Hindistan'da Müslümanlar azınlık olduklarından Hindu adet ve gelenekleri arasına sıkışıp kalmış ve onların arasında kaybolup gitme riski altındaydılar. Ve bu açıdan kendi inanç ve geleneklerine de yabancılaşıyorlardı.

Aynı şeyler Irak'ın güneyindeki sünniler için de geçerliydi. Bir zamanlar Basra gibi şehirlerin çoğunluğunu teşkil ederken zamanla azınlık durumuna düşmüşlerdi. Sünni ulemanın azlığı ve Şiilerin bu bölgeyi teşeyyü merkezi olarak üs ve pilot bölge seçmeleri yapıyı özellikle de demoğrafik yapıyı altüst etmiştir. İlk defa Iraklı bir takım kimseler buna Mısır'da Reşid Rıza'nın çıkarmış olduğu Menar dergisi vasıtasıyla dikkat çekmişlerdi. Bölgede yoğun bir şiileştirme kampanyası vardı.

Şia tarafından Askeri Türbesinin ve kendi tanımlarındaki Mehdi'nin dehliz ve girdabının bulunduğu ileri sürülen Samarra aslında tarihi bir Türk kenti idi ve Sünniliğin de merkezi olmasına rağmen Şiiler burayı 'kutsal eşikleri' barındırması itibarıyla özel bir itina göstermişler ve Şiileştirmek istemişlerdi. 19'uncu yüzyılda bu bölgenin Şiileştirilmesi için İran asıllı Ayetullah Şirazi Samarra'da bir şii havzası kurmak istemiştir. Ancak bölge ve yöre sakinlerinin Osmanlı'yı ikaz etmeleri ve uyarmaları üzerine Şirazi bölgeden çıkarılmışır. Ama bugün özellikle de ABD'nin bölgeyi işgalinden sonra Şirazi'nin yarım kalan misyonu başka bir şekilde ikmal edilmeye çalışılmaktadır. Bu tarihi girizgahtan sonra Ezher Şeyhi Muhammed Seyyid Tantavi'nin aldığı bir karara temas edelim. Sur şehrinin Şii Müftüsü Ali Emin'in başvurusu doğrultusunda Lübnan'lı Şii gençlerin Ezher'de okuyabilmelerinin önünü açmıştır. Tantavi Ezher'de dört mezhebin yanında az da ola Şii fıkhının okutulduğuna da temas etmiştir. Mahmut Şeltüt sekiz mezhebin meşruiyetine kail olmuş ve bunların da Ezher'de okutulmasının önünü açmıştı. Bununla birlikte bu projesi muattal durumdaydı.

Enver Sedat döneminde İran Şahı'nın Mısır'a sığınması ve İranla ilişilerin kötüleşmesi ile birlikte Takrip Kurumu'nun merkezi Kahire'den Tahran'a taşınmıştır. Bu dönemde de Takrip kurumu yakınlaştırmadan ziyade Şiileştirme rolü oynamıştır. Bir dönem Arap Birliği'nin Kahire'den taşınması gibi o da Sedat döneminde Kahire'den taşınmıştır.. M. Seyyid Tantavi sahabeye saygı ve hürmetin İslam'ın altıncı şartı olduğunu söylese de Şiilerin Ezher'de okuyabilmelerine izin vermesi yine de benzeri olmayan bir gelişmedir (1). Bunun ne getireceği ne götüreceği tartışılabilir olmakla birlikte belki de Ezher Şeyhi Tantavi bu yolla Şiilerin etkilenebileceğini ve Sünni haziresine kazandırılabileceğini düşünmüş olmalıdır. Lakin Ezher'in resmi doktrini olan ve Memlüklüler döneminden beri devam eden Eş'arilik kendi zemininde saldırı altındadır. Mısır Müftüsü Ali Cum'a da bir yazısında bu konuya temas etmiştir. Eş'ariyye..Ehlü's sünneti abre'l usur/Eş'arilik asırlar boyu Ehl-i sünneti temsil etmiştir başlıklı makalesinde Eş'ariliğin yoğun bir saldırı altında olduğunu ve karalanma kampanyasıyla karşı karşıya olduğunu söylemektedir (2). Öyleyse himmet bu alana hasredilmeli değil midir ? Böyle bir zeminde temellerin güçlendirilmesi gerekirken bir takım tehlikeli sulara açılmanın hikmetini anlamak zor olsa gerek.

Ezher böyle liberal adımlar atarken kimilerine göre Irak'ta ikinci Safevileştirme dalgası yaşanmaktadır. 2003 yılından itibaren Irak'la ilgili Safevilik dalgasından çok sözedildi. Çok ilginç ve unutulan bir gerçek şudur : İşgalden sonra hem ABD'nin ajandasında hem de İran'ın ajandasında Irak'ın şiileştirilmesi projesi vardır. Ancak elbetteki farklı hesaplar içindeydiler. Irak hem siyasi hem de içtimai olarak sünni dünyadan ve gelenekten koparılmak istenmiştir. Bu taktirde, yutulması daha kolay olacaktı. ABD'nin planı Necef'i kendisine bağlı bir şii merkez haline getirmekti. Ülkenin yönetimini de yine kendisine bağlı Şii siyasetçilere bırakmak istiyordu. İran ise kendi merkezli bir teşeyyü kampanyasının peşindeydi. Abdulmecid Hoi ile Muhammed Bakır el Hekim gibi iki önemli Şii din adamının öldürülmesi bu planlar arasındaki çatışmanın mahsülü idi.

Samarra Türbesine saldırıdan sonra yaşanan bir nevi iç savaş veya mezhep mücadelesi bir nevi durdu ise de henüz sönmemiş ve sona ermemiştir. Her an yeniden alevlenebilir.

Bu itibarla tarihi sürece kısaca bir gözatmakta fayda var. Şah İsmail şeyhlikten şahlığa terfi ettikten sonra 1501'de İran'ı kasri ve cebri bir şekilde şiileştirmesinin hemen ardından 1508 tarihinde hiç beklemeden Bağdat'a saldırmış ve bunun sonucunda Ebu Hanife Camii ve Şeyh Abdulkadir Geylani'nin türbesini yerle bir etmiştir. Şah İsmail çift kişiliğe sahipti. Bir taraftan rakik ibarelerle şiirler yazarken ve gönülleri kazanırken diğer taraftan da mezhep taassubuyla binleri hiç acımadan kılıçtan geçirmiştir. Edward Brown'a göre, kana susamış bir kişilikti. Askerleri ona ibadet derecesinde, taparcasına itaat ediyor ve zırh kuşanmadan cenge giriyor ve Şah İsmail'in kendilerini koruyacağına inanıyorlardı. 1501 yılında Tebriz'i ele geçirdiğinde halkını zorla Şiileştirmek istemiş ve bir kısım danışmanları buna karşı çıkmışlardır. Şehir halkının üçte ikisinin sünni olduğunu nazarı dikkate alarak bundan kaçınmasını salık vermişlerdi. Sünnilerin minberlerde ashaba dil uzatılmasına tahammül edemeyecekleri kendisine iletilmişti. Bunun üzerine aynen yüzyıllar sonrasında Bush'un veya Blair'in Bağdat'ı işgal ederken söylediklerini söyleyecektir :" Ben görevliyim. Allah ve masum imamlar benimle birliktedir. Kimseden de korkum yok.." Bundan sonra Şah İsmail, İranlıları dört halife ile sınamaya ve sınava çekmeye kalkışmıştı. Dört halifeye sövgü duyulduğunda hançerden kurtulmak isteyen kitleler hemen şu sloganı tekrarlayacaktır :" Piş bad, kem ma bad" 'Öncekiler helak oldu, sıra ileridekilerde' manasına gelen bir slogan söylüyorlardı. Bu ibareyi ve sloganı tekrarlamayanın ise vah haline. Hemen kellesini uçurulurdu. Başı vucudundan cüda edilirdi.

Şah İsmail'den sonra onun sülalesinden Birini Şah Abbas da yine ceddi ve dedesi Şah İsmail gibi Bağdat'a girmiş ve aynı şekilde İmam-ı A'zam Camii ile Geylani türbesini yerle bir etmiştir. Ve yardımcılarından Bağdat'lı sünnilerin bir kara listesini istemiştir ve kara listeye göre infazlar yapılmıştır. Müverrih Azzavi'ye göre kara listede olanların hepsi kılıçtan geçirilmiştir. Aslında Bağdatın işgalinden sonra da benzeri kara listeler tanzim edildi ve listeye alınanlar infaz edildi. Bir takım sünni ulemaya temsil de yapılmıştır.

SAFEVİLERİN KALINTILARI YAHUT ÇAĞDAŞ SAFEVİLER

Şah Abbas'dan beri gelen bazı Şii aileler var. Bunlardan birisi de Hekim hanedanlığıdır. Hekim ailesi aslına Burucerd'e dayanır. Burucerd İran'ın Loristan bölgesindedir. Bununla birlikte, soy soplarının Peygamberimizin torunu Hazreti Hasan'a dayandığını ileri sürürler. Cedleri ve dedeleri Mir Ali Murad Şah Birinci Şah Abbas'la birlikte ve onun maiyetinde Irak'ı işgal eden ordunun içinde bulunuyordu. Şah Abbas'ın özel hekimi idi. Dolayısıyla Hekim lakabı da hekimliğinden gelmektedir. Birinci Şah Abbas, Bağdat'tan ayrılmak istediğinde Mir Ali, Bağdat'ta kalmak için kendisinden izin istemiştir. Ve ölünceye kadar Bağdat'ta kalmıştır. Bugün Irak'ta yeni Safevilik akımıyla birlikte anılan Abdulaziz Hekim'in dedesi Mehdi Bin Salih Bin Ahmed, 1894 yılında Cebel-i Amil'de vefat etmiştir. Geriye Mahmut, Haşim ve Muhsin isminde evlatlar bırakmıştır. Muhsin el Hekim işte Irak'taki yeni Safevilik akımının başı Abdulaziz Hekim'in babasıdır. Bundan dolayı güney Irak'lı ve Şii olan Adil Hüseyin isimli zat İran'dan Irak'a dönüşünde öldürülen Abdulaziz Hekim'in büyük biraderi Muhammed Bakır el Hekim'in şeceresiyle ilgili şunları söyleyecektir :" Allah aşkına! Bizi savunan birisi hakkında ( Muhammed Bakır el Hekim ) ne dersin ! Babası Arap ( Lor, Farisi) hem Iraklı hem de İranlı. Annesi Lübnanlı Cebel-i Amil şiilerinden. Eşi ise Tebrizli bir Azeri Türk ailesinden geliyor. Çocukları ise kimliklerie bakacak olursanız İranlı. Babasından olma kardeşi Hintli. Kızı ise İranlı birisiyle evli. Sormak istiyorum; Bu aile kendi bütünlüğü içinde bir BM mi ? Güvenlik Konseyi mi ? UNİSEF mi ? Bize ne verebilir ? Ben güneyli bir şii olarak böyle bir adamı nasıl savunurum ve liderimiz olarak baştacı ederim? Ve Irak'a yabancı böyle bir şahsiyetin bizim meselelerimizi anlayacağına kani değilim. Hiçbir şekile kendisine güvenilmez. Bana yabancı. Babası Afrika'yı veya Türkistanı Çin Maçin'i fethetmiş olsa da ! Rehber'i kızdırmama pahasına Londra toplantısına katılmadı (savaş öncesi). Londra'ya rehberi kızdırmamak için gitmez ama her yıl ramazan aylarında Kuveyt'te zengin şiilerin sofrasında cer toplamayı kaçırmaz.

21'NCİ YÜZYILDA YENİ SAFEVİLİK

Aylık El Beyan dergisinde yazan Dr. Ferset Mer'a, 21'inci yüzyılda Şiiliğin, İran deviminden ve ABD'nin hasımlarını temizleyerek Irak'ta önlerini açmasından sonra yeni bir Safevilik dalgasının ve sayfasının açıldığını ve takiyye odaklı gizli bir kampanyanın yürütülüğüne inanıyor. Ve yeni Safevilerin de eski Safevilerin torunları ve devamı olduğuna dikkat çekiyor. Tarihi mazlumiyetten bahsettiklerini ve bunun üzerinde yeni kazanımlar elde etmeye çalıştıklarını ifade ediyor. İbrahim Caferi ve onun halefi Nuri Maliki'nin birlik ve beraberlik söylemleri arkasından büyük bir samimiyetsizlikle şiileştirme projesi yürüttüklerine inanıyor. Yazar bu kampanyayı üç marhaleden ibaret olarak görüyor.

BİRİNCİ MARHALE : Ehl-i sünnetin ilmi, siyasi ve askeri kadrolarının elimine edilmesi ve tasfiye edilmesi. Kalanları da Remadi sahrasına sürmek.

İKİNCİ MARHALE: Sünni ağırlıklı oan Diyala eyaletini ele geçirmek. Bu sağlanıdğında İran ile Irak arasında kara bağlantısı ve temas koridoru temin edilmiş olacaktır. Bunun akabinde Samarra'nın ele geçirilmesi. Mukteda Sadr grubundan Yasir Habib isimli zat açık bir biçimde Şiilerin Samarra'yı ele geçirmelerini ve burasını şiileştirmelerini istemiştir.

ÜÇÜNCÜ MARHALE: Üçüncü ve son marhale ise Kerkük ve doğu bölgesinin ele geçirilmesidir. Böyle olunca İran-Irak sınırı Kürdistan bölgesinden sıyrılmış olacaktır. Böylece Irak'taki yeni Safeviler ne zaman ağabey konumundaki İran'dan yardım isteseler bu temas hattından lojistik destek sağlayabileceklerdir. Zaten bugün İran'ın çeşitli faaliyetler adı altında Irak'ta 50 bin istihbarat elemanı bulunmaktadır.

John Bolton gibi neoconlarla birlikte Irak'ın federal bir yapıya büründürülmesini savunan Abdulaziz Hekim Ürdün'de bulunduğu bir sırada Sünnilerle Şiiler arasında bir iç savaşın çıkması halinde galibiyetin kendilerinde olacağını söylemiştir. Bunun Şah İsmail'in söylediklerinden ne farkı var ? Elbette bu sözleri arkasındaki İran desteğini akla getirmektedir. Irak'ta yeni Safevilik akımının öncüleri arasında sayılan isimler arasında Barasa Camii İmamı Celal Sağir ve Necef Cuma İmamı ve Irak İslam Yüksek Konseyi üyesi Sadreddin Kabancı bulunmaktadır (3).

GÜNEYİ AYIRMA PLANI

El Ahram gazetesi İran'ın Irak'ın güneyini sair parçalarından ayırmak için yaptığı bir planı nazara vermektedir. El Ahram'ın yayınlamış olduğu rapora göre, güney bölgesinin aşiretleri İran'ın Irak'ı bölme planlarından rahatsızlıklarını dile getiriyor ve Mısır gibi ülkelerden sürece seyirci kalmamalarını ve müdahil olmalarını istiyorlar (4). Yani sünni dünyaya müracaat ediyorlar. Ve en fazla da insanların dikkatini çeken ABD'nin eski Bağdat Büyükelçisi Zalmay Halilzad'ın,' Afganistan ve Irak'ta İran'ın düşmanlarını bertaraf ettik işgal İran'ın işine yaradı' demesine mukabil İranlıların da, ' biz olmasaydık ve işbirliği yapmasaydık , Afganistan ve Irak istikrara kavuşmazdı ve İran'ın yardımları olmasaydı ABD iki ülkede de bataklığa saplanmıştı" diye böbürlenmeleri olmuştur (5).

İran Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani de ABD'nin Irak'tan çekilme takvimini açıklaması halinde ülkenin daha da istikrara kavuşması için ellerinen gelen yardımı esirgemeyeeklerini Financial Times gazetesine 2007 eylülünde beyan etmişir. Buradaki 'istikrar' ifadesinin sünni ağırlıklı direnişin bastırılması anlamına geldiği unutulmamalıdır. Ama iki taraf da (ABD ve İran) Kaide'yi kullanmasına rağmen sünni direnişi mahkum edebilmek için de yine Kaide referansına başvuruyorlar. Bazen de Sünni direnişçi olarak Saddamcıları gösteriyorlar.

Bu gizli gündemler meyvasını vermiş ve Ürdün Kralı Abdullah II'nin temas ettiği, Şii üçgeni tasavvur olmaktan çıkmış ve realite haline gelmiştir. Hatta Hey'etül ulema'nın Başkanı Haris e Dari'ye göre, hilal veya üçgen ifadesi de alınan mesafeyi izah etmekte yetersiz kalıyor. Hilal yerine Şii dolunay demek ona göre daha doğru bir tarif olacaktır. Evet, tarihin belirli kırılma dönemleri olabiliyor. Bu dönemlerde daha fazla dikatli ve hassas olmak gerekiyor. Aksi taktirde, Irak'taki gibi milyonlarca insanın telefinin yanında ülkenin etnik, dini ve siyasi yapısı da değişebilir.

1-El Müctema dergisi, 26/2/2008

2-25 Ocak 2008, l Ahram gazetesi

3-El Beyan dergisi Ocak 2008

4-Rapor için bak, El Ahram, 18/2/2008

5-El Ahram gazetesi, 26/2/2008

Bookmaker betfair Bonus review by ArtBetting.co.uk

Bookmaker bet365 review by ArtBetting.co.uk

Germany bookmaker b.artbetting.de review by ArtBetting.de

Bookmaker Greece BET365 review by ArtBetting.gr

Back to top